Çocuklarımızı yarıştırmayalım demiyorum. Hayatın içinde rekabet de var, mücadele de. Ama onları yalnızca yarışın sonucuna göre değerlendirmeyelim.
Eğitim hayatında en çok konuştuğumuz konulardan biri başarı. Kaç net yaptı, kaç puan aldı, sınıfta kaçıncı oldu, hangi liseyi kazanacak, hangi üniversiteye yerleşecek… Sohbetlerimizin önemli bir bölümü dönüp dolaşıp bu sorulara geliyor.
Bir anne babanın çocuğu için güzel bir gelecek istemesi kadar doğal bir şey yok. Hepimiz evlatlarımızın iyi eğitim almasını, emeklerinin karşılığını görmesini istiyoruz. Ancak bazen bu güzel niyetle çıktığımız yolda, farkında olmadan çocuklarımızı bir yarışın içine sokuyoruz.
Bir deneme sınavı kötü geçiyor, evdeki hava değişiyor. Bir arkadaşının neti daha yüksek çıkıyor, kıyaslamalar başlıyor. Çocuğumuz biraz dinlenmek istiyor, hemen derslerin aksadığı düşünülüyor. Derken çocuk, ders çalışmanın yanında sürekli birilerini memnun etmenin de yükünü taşımaya başlıyor.
Geçen yıllarda nice öğrenciyle, nice veliyle sohbet ettik. Başarılı öğrenciler de gördük, istediği sonucu alamadığı hâlde büyük emek verenler de… Bazen çok çalışan bir öğrencinin karşılığını hemen alamadığını, bazen de bir türlü kendine güvenemediği için yapabileceklerinin gerisinde kaldığını gördük.
Her çocuğun hikâyesi başka. Kimi biraz teşvikle yol alıyor, kimi daha fazla ilgiye ihtiyaç duyuyor. Kimi başarısız olduğunda yeniden denemek için güç buluyor, kimi aynı durumda içine kapanıyor. Hepsinden aynı hızda ilerlemelerini, aynı şekilde çalışmalarını, aynı sonuçları almalarını beklemek ne kadar doğru?
Elbette çocuklarımız çalışacak. Hedef koyacak, sorumluluk alacak, gerektiğinde fedakârlık yapacak. Biz de anne baba olarak onların yanında duracağız. Fakat yanlarında durmakla sürekli üzerlerinde durmak arasında ince bir çizgi var. Bu çizgiyi kaçırdığımızda destek olmak isterken baskı kurabiliyoruz.
Bir de çocuklarımızın en çok ihtiyaç duyduğu şeyi unutmayalım: Kendilerine duyulan güveni. Bir öğrenci başarısız olduğunda ailesinin gözündeki değerinin azalmayacağını bilmeli. Yanlış yaptığında bunu saklamak yerine anlatabilmeli. Yorulduğunda biraz nefes alabilmeli. Çünkü çocuklarımızın hayatı birkaç sınavdan, birkaç puandan ibaret değil.
İyi bir lise, iyi bir üniversite elbette önemlidir. Ama eğitim dediğimiz şeyin sonunda yalnızca diploma almıyoruz. İnsan yetiştiriyoruz. Kendine güvenen, sorumluluk sahibi, başkasının başarısını kıskanmadan takdir edebilen, düştüğünde yeniden ayağa kalkabilen insanlar yetiştirmek de en az sınav başarısı kadar kıymetli.
Benim için en büyük başarı, gönlü kazanılmış bir öğrencidir. Çocuğun hem çalışkan hem mutlu olabildiği, hem hedeflerinin peşinden koştuğu hem de ailesinin sevgisinden şüphe duymadığı bir eğitim ortamı kurabilmektir asıl mesele.
Çocuklarımızı yarıştırmayalım demiyorum. Hayatın içinde rekabet de var, mücadele de. Ama onları yalnızca yarışın sonucuna göre değerlendirmeyelim. Bazen bir çocuğun gösterdiği gayret, aldığı nottan çok daha fazlasını anlatır.
Çocuklarımızın geleceğini düşünürken bugünlerini de ihmal etmeyelim.
GEÇMİŞ OLSUN SARIYER
Sarıyer'de yaşanan sel felaketi hepimizi üzdü. Selden etkilenen bütün hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Evleri, iş yerleri ve emekleri zarar gören vatandaşlarımızın en kısa zamanda yaralarını sarmasını diliyorum. Böyle günlerde dayanışmanın, birbirimizin elinden tutmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz.