Süreyya Cinik, kent konseylerinin temsil, demokratik meşruiyet ve hesap verebilirlik anlayışını değerlendirdi. Konseylerin kişisel prestij ve siyasi nüfuz alanına dönüşme riskine dikkat çeken Cinik, “Kent Konseyi olmak, bir kenti temsil ettiğini söylemek değil; o kentin karşısında sorumluluk taşımaktır” ifadelerini kullandı.

Süreyya Cinik, “Kent Konseylerinde Temsil, Meşruiyet ve Hesap Verebilirlik Sorunu” başlıklı değerlendirmesinde, kent konseylerinin kuruluş amaçlarıyla uygulamadaki işleyişi arasındaki ilişkiyi sorguladı. Katılımcı demokrasinin yalnızca seçimlerden ve farklı kurumların temsilcilerini bir araya getirmekten ibaret olmadığını vurgulayan Cinik; gerçek temsil, şeffaf yönetim ve düzenli denetim çağrısında bulundu.

Kent konseylerinin varlık nedeninin kentte yaşayanların ortak sorunlarına çözüm üretmek olduğunu belirten Cinik, değerlendirmesine şu soruyla başladı: “Biz gerçekten katılımcı demokrasiyi hayata geçirmek için mi Kent Konseyleri kurduk, yoksa demokrasi görüntüsü altında yeni unvanlar, yeni temsil alanları ve siyasi vitrinler yaratmak için mi?”

“ASIL MESELE TEMSİLİN NİTELİĞİDİR”

Türkiye’nin yerel yönetim gerçekleri, sivil toplum yapısı ve örgütlenme kültürünün kent konseylerinin işleyişinde dikkate alınması gerektiğini ifade eden Cinik, farklı kurumların temsilcilerinin aynı salonda buluşmasının tek başına demokratik katılım sağlamadığını kaydetti. Temsilcilerin, adına hareket ettikleri kurumlarla ve kent sakinleriyle kurdukları bağın belirleyici olduğunu vurgulayan Cinik, şu soruları yöneltti: “Kim, kimi temsil ediyor? Temsil ettiği kurumla nasıl bir bağı var? O kurumun üyeleriyle, kentte yaşayanlarla ve ortak sorunlarla ne kadar temas halinde? Seçildikten sonra hangi mekanizmalarla hesap veriyor?”

Cinik, bu soruların karşılıksız kalması durumunda temsilin yalnızca kâğıt üzerinde kalan bir yetki belgesine dönüşeceğini savundu.

“DEMOKRATİK MEŞRUİYET YALNIZCA SEÇİMLE ÖLÇÜLMEZ”

Kent konseylerinde seçim süreçlerinin zaman zaman kurumun amaçlarının önüne geçebildiğini belirten Cinik, seçimi kazanmanın ve yönetim görevlerini paylaşmanın, kentin sorunlarına çözüm üretmekten daha önemli hale gelmesini eleştirdi. Seçimi kazananların çalışma alanını ve gündemi tek başına belirlediği, diğer bileşenlerin katılımının ise biçimsel kaldığı bir anlayışın katılımcı demokrasiyle bağdaşmadığını ifade eden Cinik, şunları kaydetti: “Bir kurumun demokratik meşruiyeti yalnızca seçimle ölçülmez. Seçim sonrasında ne kadar katılımcı olduğu, ne kadar şeffaf çalıştığı ve ne ölçüde hesap verdiği de en az seçim kadar önemlidir.”

PROTOKOL VE KİŞİSEL PRESTİJ ELEŞTİRİSİ

Cinik, kent konseylerinin kentin sorunlarını tartışan ve çözüm önerileri geliştiren platformlar olma niteliğini koruması gerektiğini vurguladı. Konseylerin siyasi ilişkilerin, protokol ziyaretlerinin ve temsil yarışlarının merkezine dönüşmesinin amaçlarından uzaklaşma riski taşıdığını belirtti.

Başkanlık unvanının, protokolde yer almanın ve siyasi isimlerle fotoğraf vermenin kente hizmet etmenin önüne geçmesini eleştiren Cinik, “Kent Konseyi bir kariyer basamağı, siyasi nüfuz alanı ya da kişisel prestij aracı değildir” dedi.

Kent konseylerinin gündeminde mahallelerin ihtiyaçlarının ve kent sakinlerinin sorunlarının bulunması gerektiğini ifade eden Cinik, kişisel ilişkilerin kurumsal çalışmaların önüne geçmesinin bu yapıların varlık nedenini tartışmaya açtığını dile getirdi.

“BAŞKANLIK, KİŞİSEL PAZARLIKLARIN DEĞİL ORTAK AKLIN MAKAMIDIR”

Kent konseyi başkanlarının belediye başkanlarıyla gerçekleştirdiği görüşmeleri de değerlendiren Cinik, bu temasların ortak kararlara ve kurumsal temsile dayanması gerektiğini belirtti. Bir başkanın kendisini seçen genel kurulun ve temsil edilen bileşenlerin iradesini taşıdığını hatırlatan Cinik, bu sorumluluğun kişisel nüfuz oluşturma veya bireysel beklentileri kentin ortak talebi gibi sunma yetkisi vermediğini vurguladı.

Cinik, görüşünü şu sözlerle açıkladı: “Belediye başkanıyla görüşmek elbette doğaldır. Ancak bu görüşmenin meşruiyeti, kişisel yakınlıktan değil, kurumsal temsilden ve ortak kararlardan doğar. Kent Konseyi başkanlığı, kişisel pazarlıkların değil, ortak aklın ve kamusal sorumluluğun makamıdır.”

BELEDİYEYLE İŞ BİRLİĞİNDE BAĞIMSIZLIK VURGUSU

Belediyelerle kent konseyleri arasındaki ilişkinin niteliğine dikkat çeken Cinik, belediyenin yürüttüğü bir projeye kent konseyinin adının eklenmesinin, o çalışmayı kendiliğinden katılımcı demokrasi örneğine dönüştürmeyeceğini savundu. Konseylerin kendi görüşlerini, projelerini ve çözüm önerilerini geliştirebilmesi gerektiğini belirten Cinik, belediyeyle iş birliğinin bu önerilerin yerel yönetime taşınması üzerinden kurulmasını istedi.

İş birliği ile kurumsal bağımlılığın birbirinden ayrılması gerektiğini ifade eden Cinik, bir tarafın diğerinin imkânlarına, kararlarına ve siyasi iradesine bağımlı hale gelmesinin konseylerin özgün çalışma kapasitesini zayıflatabileceğine işaret etti. Yerel yönetimlerin müdahaleci tutumlarının ve kaynak desteğindeki sınırlamaların da önemli sorunlar olduğunu belirten Cinik, buna karşı çıkarken konseylerin kendi içindeki kapalı yönetim anlayışının göz ardı edilemeyeceğini söyledi: “Bağımsızlık, hesap vermemek değildir. Özerklik, denetimsizlik değildir. Katılımcılık da yalnızca seçim kazanmış olmanın sağladığı bir ayrıcalık değildir.”

GENEL KURULUN İRADESİNE DİKKAT ÇEKTİ

Değerlendirmesinde genel kurulların işlevine de geniş yer ayıran Cinik, yönetimlerin meşruiyetinin yalnızca seçilmiş olmalarına dayanamayacağını, kendilerini seçen genel kurulun iradesine bağlı kalmalarının da gerekli olduğunu vurguladı. Genel kurulun düzenli toplanmasının, üyelerin görüşlerini açıklayabilmesinin ve yönetimin çalışmalarını denetleyebilmesinin demokratik temsil açısından vazgeçilmez olduğunu belirten Cinik, şu değerlendirmede bulundu: “Kent Konseyi, birkaç kişinin iradesine indirgenebilecek bir yapı değildir. Genel kurulun iradesi yok sayılıyorsa, ortada temsil değil, temsil iddiası vardır.”

Cinik, konseylerin ihtiyacının yeni unvanlar ve daha kalabalık protokol listeleri değil; gerçek temsil, şeffaf yönetim, düzenli denetim ve sonuç üreten bir çalışma kültürü olduğunu ifade etti.

“GENEL KURULUN VARLIĞI, TEK BAŞINA DENETİM ANLAMINA GELMEZ”

Genel kurulun yalnızca toplantı yapmasının etkin denetim için yeterli olmayacağını belirten Cinik, bileşenler arasında sürekli iletişim ve ortak çalışma kültürü geliştirilmesi gerektiğini kaydetti. Denetimin düzenli bilgi paylaşımı, ortak karar süreçleri ve alınan kararların takibiyle mümkün olacağını vurgulayan Cinik, bu mekanizmaların bulunmadığı bir yapıda genel kurulun yalnızca seçim günü yönetime meşruiyet sağlayan biçimsel bir organa dönüşebileceğini savundu.

“KENTİN HAFIZASI MAHALLELERİNDEDİR”

Kent konseylerinin sokakla ve mahallelerle kurduğu bağın önemine dikkat çeken Cinik, değerlendirmesini kent sakinlerine karşı sorumluluk vurgusuyla tamamladı: “Kentin hafızası mahallelerindedir. Kentin gerçek sorunları, protokol salonlarında değil; sokakta, meydanda, mahallede ve o kentte yaşayan insanların hayatındadır. Kent Konseyleri bu gerçeklikle bağını kopardığı gün, adında kent taşısa da kentten uzaklaşır.”

Cinik, “Çünkü Kent Konseyi olmak, bir kenti temsil ettiğini söylemek değil; o kentin karşısında sorumluluk taşımaktır. Aksi halde geriye yalnızca seçimle kazanılmış bir koltuk, protokolde bir sandalye ve üzerinde gösterişli bir unvan yazan bir kartvizit kalır” ifadelerini kullandı.