Boğaz'ın incileri zamana direniyor

İstanbul Boğazı'nın süsü nazenin yalılar, onlarca kaza, felaket ve yanlış uygulamaya rağmen ayakta kalmaya devam ediyor.

Boğaz'ın incileri zamana direniyor

İstanbul Boğazı'nın süsü nazenin yalılar, onlarca kaza, felaket ve yanlış uygulamaya rağmen ayakta kalmaya devam ediyor.

13 Eylül 2018 Perşembe 14:43
139 Okunma
Boğaz'ın incileri zamana direniyor

İstanbul Boğazı'nın süsü nazenin yalılar, onlarca kaza, felaket ve yanlış uygulamaya rağmen ayakta kalmaya devam ediyor.

Tarihi yalıların hüzünlü hikayelerini anlatan Sanat Tarihçi Süleyman Faruk Göncüoğlu, “Bir binanın ‘yalı’ olarak tanımlanması için, penceresinden elinizi uzattığınızda parmak uçlarınızın suya değmesi gerekir” dedi.

Tarihi yalılardan 150 kadarı aslını koruyor

Osmanlı Dönemi'nde ilk yalıların Eyüp ilçesindeki Bahariye sahilinde inşa edildiğini, ardından yalı kültürünün yavaş yavaş Boğaziçi'ne doğru yayıldığını anlatan Göncüoğlu, Kanuni Sultan Süleyman dönemi öncesinde Boğaz'da yalı bulunmadığına dikkati çekti. “O dönemdeki yalıların büyük bir kısmının, kazıklama sistemiyle denize doğru 2-3, bazen de 5 metre uzanırdı” diyen Göncüoğlu, tarihteki yalıların pek çoğunun bugüne ulaşmadığını ve bugün Boğaz'ı süsleyen 600 yalıdan yaklaşık 150'sinin aslını korumayı başardığını belirtti.

Yalılar hakkında bilinmeyenler

Bu nazenin yapıların çoğunlukla ahşaptan yapıldığını dile getiren Göncüoğlu, şöyle konuştu: “Maksimum üç katlıdır yalılar. Bu yalıların yanında veya altında muhakkak bir kayıkhanesi vardır ki İstanbul'da, Boğaziçi'ndeki ulaşım 1926-1927 yıllarından itibaren başlar. Bu yollar 1935'de genişletilir. Bundan önce karadan ulaşım keçi yolu şeklindeydi ve ulaşım ağırlıklı olarak deniz yoluyla sağlanırdı. Kayıkhanenin bulunduğu seviye, bodrum kat seviyesi, birinci kat, ikinci kat dışarıya doğruda cumbalarla çıkılırdı. Bu yalıların arkalarında muhakkak bir köşkleri vardı. Ağustos 15'ten itibaren İstanbul'un rüzgarı dönmeye başladığında yalıda yaşayanlar köşklere çekilirlerdi. Kasım ayından itibaren de zemheri soğuklarıyla yavaş yavaş İstanbul'a, Suriçi'ne dönüşler başlardı.”

“Bakımları zahmetli ve maliyetli”

Göncüoğlu, yalıların sahiplerinin hanedan mensupları, ulemalar, paşazadeler ve aristokratlar olduğunu belirterek, “Bugün bile baktığımızda, herkesin oturabileceği bir yapı değil bunlar” ifadelerini kullandı.

Yalıların bakımının da çok zor olduğuna işaret eden Göncüoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yalıların bakımı oldukça zordur. Baharla beraber mart yumurtaları ve kargaların getirdiği parçalar olukları tıkar. Bu yüzden kiremitlerin elden geçmesi gerekir. Rutubet ciddi boyuttadır. Bugün bile kagir yapılarda tuzlu suyun verdiği ciddi bir tahribat vardır. O tahribat taş yapıları ciddi boyutta yıpratır, bir de ahşap yapıların çürüme oranlarını düşünün. Dönemin en korkulu rüyalarından biri de İstanbul lodosları. O dalgaların yalılarda yol açtığı yıpranmalar. Kayıkhaneleri su basması, birinci katları yüksek dalgaların parçalaması, bütün bunlara baktığımızda yalı kendi içinde her yüzyıl bakımı maliyetli ve iktisadi güç isteyen bir yapı. O yüzden de her gelir sahibinin sahip olabileceği yapılar değildir bunlar.”

“Osmanlı mimarisinin karakteri var”

Boğaz'daki yalıların her birisinin kendine has karakteristik özellikleri olduğunu da anlatan Göncüoğlu, her bir yapı ustasının, o yalıyı güneş alma açısı, lodosu karşılaması gibi kriterlere göre inşa ettiğini dile getirdi.

İstanbul'da Tarihi Yarımada ve Boğaziçi'ndeki her yalının ayrı bir bakış açısı sunduğuna işaret eden Göncüoğlu, “Londra ya da Cambridge'de yapılar zinciri içerisinde sıkılırsınız bir süre sonra. Çünkü gidersiniz hepsi aynıdır. Ama Osmanlı mimarisindeki yapılarda bir yaşanılırlık vardır. Orada yaşayanın karakteri vardır” diye konuştu.

Son Güncelleme: 13.09.2018 14:46
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.