|
|
||
Zeybek,Darüşşafaka'yı sorduİstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grup Sözcüsü Gökan Zeybek, İstanbul ve Sarıyer’le ilgili birçok konuyu gündeme getirdiği Meclis’te, Darüşşafaka Metro İstasyonu üzerine yapılması gereken kültür merkezi ile nikah salonunun neden yapılmadığını da sordu.
Öncelikle raporun görüşülmeye başlamasından önce Sayın Belediye Başkanımızın grubumuzu ziyaret etmesi dolayısıyla kendilerine teşekkürlerimizi grubumuz adına iletiyorum. İsterseniz dağıtılmış olan Faaliyet kitapçığıyla ilgili tespitlerimiz görüş ve düşüncelerimizi aktarmakla başlayalım. Bir tanesi faaliyet raporlarının meclis üyelerimize daha erken dağıtılma olanağının sağlanmasının çok önemli olacağını burada belirtmek istiyorum. Faaliyet raporumuzda dikkatimizi çeken bir temel konu var, bunu sizinle paylaşmak istiyorum. 25. sayfada “Stratejik hedef 2011 yılının sonuna kadar başta belediye mülkleri olmak üzere kamu arazilerinin üzerindeki gecekonduların yüzde 10’unu çağdaş konutlara taşıyarak tasfiye etmek ve düzenli yaşam alanları oluşturmak.” NEYİ TASFİYE EDECEKSİNİZ? Şimdi 25. sayfadaki bu giriş aslında 2,5 milyon civarında oy almış ve ana muhalefetle görevlendirilmiş bir siyasal parti ile iktidar partisi arasındaki temel bakış açısıdır. Burada gecekonduların yüzde 10’unun tasfiye edilme sürecinin, sözcük itibariyle tasfiye kelimesi Arapça bir kelime olması dolayısıyla ve bunun üzerine yüklenmiş olan anlam bizde çok malum olduğu biçimiyle doğru olmadığını, başlangıçta böyle bir hedefle yola çıkılmasının İstanbul’da ciddi problemler yaratacağını belirtmek istiyorum. Yine Tarihi ve Kültürel çevrenin korunması konusuyla ilgili, bir temel başlıkla ilgili şunu söylemek istiyorum. Tarihsel ve kültürel çevrenin korunması yalnızca bir dünya başkenti olan İstanbul’da saltanata ait ya da dini ibadet merkezlerinin korunması, ya da sur, kale, sarnıç gibi tesislerin korunması anlamına gelmez. Tarihsel kültürel çevre içinde insan, içinde yaşam alanları, içinde yaşam biçimleri, içinde o toplumu oluşturan unsurların tümünün barınabileceği bir biçimiyle korumak anlamına gelir ki, yine önemli bir farklı bakış açımızın tarihsel ve kültürel çevrenin korunması konusunda olduğunu belirtmek istiyorum. Çünkü burada bir konuyu dikkatlerinize sunmak istiyorum. SİT ALANLARI YAĞMALANMASIN İstanbul çok uzunca yıllar (Sayın Belediye Başkanımızda Mimardır) Koruma amaçlı planlardan yoksun olarak yönetilmiş ve özellikle de belde belediyeler döneminde sit alanlarının nasıl yağmalandığı ve bugünkü iktidarlara, bugünkü yönetimlere çok ciddi biçimiyle problemler yüklediğini de belirtmek istiyorum. Burada dikkatimiz çeken bir başka temel nokta şu; 2004 – 2009 yılları arasındaki personel rejimine baktığımızda yıllar itibariyle sözleşmeli personelin niteliğinde giderek bir düşme yaşandığını görüyoruz. Hepimizin bildiği gibi Kamu yönetim yapılanması içinde sözleşmeli personel daha çok kurumların ya da idarelerin kendileri için çok gerekli olan nitelikli yetişmiş ve konusunda uzman olan insanlardan yararlanması anlamına gelirken, 2006 yılından başlamak üzere 2009 yılında bu yüzde 17’ler seviyesine ulaşmıştır. Mesleksiz ve eğitimden yoksun kadroların giderek sözleşmeli personel içinde oranının arttığını, bunun da daha çok seçim dönemlerinde belediyelerin giderek birer istihdam yaratan kurumlar gibi yönetilmesinden kaynaklandığını görmüş bulunuyoruz. İBB ÇOK BORÇLANIP AZ YATIRIM YAPIYOR Yine 2009 yılı ile ilgili baktığımızda karşımıza çıkan temel bir göstergede şudur; İstanbul Büyükşehir Belediyesi gerek kullandığı dış yatırım krediler, iç borçlanmalar, gerekse 2009 yılında kullanmış olduğu kredilerden elde ettiği payların oranı itibariyle her geçen yıl daha çok borçlanan ve yatırımları giderek daha az olan bir belediye haline gelmiştir. Burada uzunca bir dönemdir borca dayalı yatırım yapmayı bir gelenek haline getirmiş olan anlayışların sonuçta bu borcun sadece faizinin çevrilmesi konusunda bir ciddi çıkmaza girdiği, hele 2007-2008’de başlayan Global krizin Türkiye’ye ve İstanbul’daki ciddi biçimiyle yansımaları da Belediyenin daha çok borçlanmasını, yatırımlarda ise çok ciddi biçimiyle özellikle Altyapı yatırımlarında yavaşlama, bazı alanlarda durma, bazı alanlarda ise tamamen projelerin ertelenmesi olarak karşımıza çıkmış durumdadır. GÜVENLİK ELEMANI DÖRDE KATLANDI Yine Faaliyet raporuyla ilgili tespitlerimizi yaparken 2004 ile 2009 yılları arasında Büyükşehir Belediyesinin kullandığı Güvenlik elemanı sayısında yüzde 500-600’ler seviyesinde bir artış olduğunu görüyoruz. Yani 2004 yılında 165 tane güvenlik elemanı barındıran Büyükşehir Belediyemiz 2009 yılında bu sayıyı 802’ye çıkarmış. Bu İstanbul kentinin giderek daha çok güvensiz, İstanbul’da kurumları yöneten yöneticilerin toplumla olan bağlantılarında kendilerini daha çok güvenlik çemberi içine almasıyla farklı biçimlerde değerlendirilebilir. Ama belediyelerin, sadece Büyükşehir Belediyesinin ve onun bağlı olduğu iştiraklerin bu oranda yüksek sayıdaki güvenlik elemanı güvenlik amacıyla kullanıyor olmasının da altında sadece Belediyeyi ilgilendiren değil içinde bulunduğumuz kentin sosyo-ekonomik kültürel idari yapılanmasını baştan sona yeniden tarif etmeyi gerektiren bir durum olduğunu ortaya çıkarıyoruz. Bu yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediyesi açısından değil, giderek Türkiye’de maalesef bunu görmekteyiz ki, yönetimler halkla aralarında kalın duvarlar koymaya başlamışlardır. Yani bugün Avrupa’nın hiçbir ülkesinde, hiçbir Belediyesinde bir belediye binasında güvenlik elemanını bulundurmak, hatta belediye başkanlarının ya da müdürlerin korumalarının olmasını görmek mümkün değildir. Burada örnek aldığımız Avrupa’nın altyapı yatırımlarını da biraz sonra konuşacağız. Ama idari yönetim yapılanmalarının da mutlaka kendimize örnek alınması gerekiyor. Yani İstanbul’un her belediye başkanı her milletvekili her valisi bir Olof Palme gibi yaşamayı mutlaka kendileri açısından yakın gelecekte hayal ediyor umarım. BÖLGE PLANLARINDA HATA VAR Bir yıllık dönem içinde İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisinin Gündemine gelmiş olan daha çok beldelerin ilçelere katılmasıyla plansız olan ya da beldeler döneminde yapılmış olan çarpık kentleşmeyi de içinde barındıran niteliksiz, İstanbul’un doğal, tarihsel, kültürel mirasına yakışmayan özellikle de SİT alanları diye tarif edebileceğimiz tarım alanlarını, toplama havzalarını, ormanların bulunduğu yakın çevresinde bulunan beldelerimizde ciddi biçimiyle bu dönem Büyükşehir Meclisimizde 1/5000’lik Bölge Planlarını geçirdik. Burada grubumuz, Sancaktepe, ki orada ciddi biçimiyle Sancaktepe halkının da eleştirileri vardı. Bunun dışındaki bütün bölge planlarına da olumlu yaklaştığımızı buradan bütün arkadaşlarımız bilmektedirler. Ancak gördük ki, bizim önümüze alelacele getirilmiş olan 1/5000 ölçekli Bölge Planlarının hazırlanmasında ki oradaki bütün sorumluluk iktidara aittir. Ciddi hatalar yapılmıştır. Bölgede yaşayan insanların halihazırdaki haklarıyla o bölgedeki boş araziler arasındaki değerlendirmelerde ciddi tespit yanlışlar yapılmıştır. Ve başta Arnavutköy, Sancaktepe gibi pek çok İlçemizde binlerce yurttaşımız bölge planlarına itiraz yapmıştır ve bu Bölge Planlarının 1/1000’liklerinin yapılma sürecide ciddi biçimiyle itirazların yeniden değerlendirilmesi amacıyla geriye bırakılmış gözüküyor. Burada başından sonuna kadar hep söyledik, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak Beldelerin ortadan kalkmasıyla oluşan yeni yapılanmayla ilgili üzerimize düşen bütün sorumluluğu yerine getirecek planlanmış bir kentin özellikle su toplama havzalarının, tarım alanlarının, İstanbul’un akciğeri dediğimiz ormanların etrafındaki alanların planlanması konusunda üzerimize düşen sorumluluğu bugüne kadar bir yıllık dönem içinde fazlasıyla yerine getirdiğimizi, bundan sonrada getireceğimizi belirtir, mutfakta çalışan Arkadaşlarımızın tespitlerinde ve çalışmalarında çok daha titiz olmasını ve o bölgedeki yaşayan ister belediye başkanı, ister meclis grubu, isterse o bölgedeki siyaset yapan insanları çok zor durumda bırakacak planları önümüze getirmemelerini buradan rica ediyorum. KENTSEL DÖNÜŞÜMDE BAŞARILI OLUNAMADI
Yine gündemimizi çokça meşgul etmiş temel bir konu başlığı da, biliyorsunuz kentsel dönüşümdür. Kentsel dönüşüm çok büyülü bir sözcük. Bu sözcükle ilgili her birimizin literatüründe belki kamuoyu gündemine çok gelmeden mesleki formasyonu olan insanların çok daha önceden kullanmaya çalıştığı ve gerçekten İstanbul için çok başarılı işler yapılabilecek bir sözcük, bir ikili sözcüktür, bir kavramdır. Ama maalesef kentsel dönüşüm sözcüğü sadece İstanbul’un Tarlabaşı’nda, İstanbul’un Sulukule’sinde, Fener-Balat bölgesinde başka alanlarda amacından uzaklaştırılarak beklenen sonucu vermemiştir. Buradan Sulukule’de yaşayan yurttaşlarımızın daha çok eğlence, daha çok kağıt toplama, daha çok hurdacılık gibi İstanbul’un uyuduğu saatlerde bunların çalıştığını düşünürsek bu bölgede yaşayan yurttaşlarımızın kentin Kentsel Dönüşümle ilgili tabi söyleyeceğimiz çok önemli tespitler var. Bunlardan bir tanesi kentsel dönüşümün başlayacağı temel nokta İstanbul’daki yer altı zonlarının zayıf olduğu. Bakırköy kireç taşının yoğun olduğu boşluklu zeminlerin bolca olduğu ve üzerindeki yapı stokunun 1980’ler öncesinde İstanbul’un 2.derece deprem bölgesi olarak tarif edildiği dönemde yapılmış olan ve imara aykırı, kaçak, mimar ya da mühendislerin çizdiği projeyle hiç ilgisi olmayan 100 metrekare, 200 metrekare projeler yerine 400 metrekare, Hepimiz biliyoruz ki, özellikle 1990’lı yıllarda İstanbul’da bir vurgun olarak pek çok Belediye, (siyasal açıdan söylemiyorum hangi belediye olduğunu söylemiyorum ama) kaçak inşaatları metrekareye bağlamışlardı. Her metrekare için fazladan bir bağış alarak İstanbul’da bugün bildiğimiz milyonlarca insanın yaşadığı yüz binlerce kaçak yapılanmayı ve deprem riskini de içinde taşıyan, doğrudan doğruya Kalfaların kağıt üzerine çizdiği bizim ona kroki dediğimiz onların kirko diye tarif ettiği krokilerle yapılmış olan yapı stoklarının olduğu alanların, ki bunlarında daha çok Marmara Depremi’nde en çok zarar görecek olan bölgelerden başlamak üzere hayata geçmesini önermekteyiz. Bunlar hayata geçmeden daha çok Marmara’yı gören, daha çok Boğaz’ın çevresinde bulunan alanlarla ilgili dönüşüm talepleri de ortaya geldiğinde buna da şüphe ile yaklaşıyoruz. Şunu belirtmek istiyorum; biz 2,5 milyon oy alarak buraya gelmiş olan Cumhuriyet Halk Partisi Grubu burada Muhalefeti temsil ediyoruz. Yani burada Belediyenin alacağı, icra organının alacağı kararlar karşısında bu kararlardan etkilenecek olan bütün yurttaşların hak ve çıkarlarını korumakla kendimizi mükellef sayıyoruz. Bizi değerlendirirken bu ölçekte değerlendirilmesini çok daha önemli olduğunu belirtmek istiyorum. BOĞAZİÇİ İMAR SORUNU VAR Raporumuzun 80.sayfasında Boğaziçi ile ilgili bir sayfamız var. Bu konuya da mutlaka değinmek istiyorum. 12.06.2009 tarihinde Boğaziçi ile ilgili uzun bir konuşma yaptıktan sonra (bu Meclis tutanağıdır, Tutanaktan okuyorum.) “…Bu Kanunla verilen görevler ve bu görevlerle belirtilen süre içinde yapmayanlar veya görevini kötüye kullananlar fiilen daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” maddesi ortada iken, ayrıca bu fiilleri işleyenler doğal yapıyı en geç 1 yıl içerisinde aslına uygun bir hale getirmekle sorumlu iken şimdi aşağıda belirteceğim isimleri bizde (nokta nokta o günkü raporda isimler vardı) bu kişilerle ilgili Yapı Kontrol Müdürü, Boğaziçi İmar Müdürü ve bu bölgede adından sıkça sözedilen kişilerle ilgili şöyle demişim; “Bu kişiler hakkında yasal işlemler yasal işlemler yapılmasını düşünüyor musunuz? Teftiş Heyetini incelemeye çağırmayı düşünüyor musunuz? Gerekirse Savcılığa suç duyurusunda bulunmayı düşünüyor musunuz?” Boğaz”da yaşayan birisi olarak Boğaz’ın iki yakasındaki, bunu niye söylüyorum, burada kaçak yapılaşmayla ilgili mücadelede yüzde 100 gibi bir ifade belirtilmiştir. İstanbul’un Beykoz, Üsküdar, Beşiktaş ve Sarıyer, çokça da Sarıyer ve Beykoz’da bulunan yurttaşlarımız bilmektedir ki Boğaziçi İmar Müdürlüğü gecekonduda yaşayan yurttaşlarımız üzerindeki yüzde 100 denetimi sağlamıştır. Hiç bundan şüphe duymuyorum. Yani gecekondular üzerindeki hakimiyeti tamdır. Ama ister adına onarım deyin, ister adına güçlendirme deyin, ister adına mantolama deyin, adı altında yapılan pek çok doğrudan doğruya denizden de görülen yapılarla ilgili ciddi tespitler yapılmıştır. Bu konuda çok daha duyarlı olunması gerek diyorum. Ki geçen ay içinde Basına da yansıdı, bizim de yakından takip ettiğimiz bir süreçte bizim 12 Haziran 2009’da adını verdiğimiz kişilerden bir tanesi gözaltına alınmış sonra da tutuklanmıştır. Boğaziçi Kanunu’nun bu biçimiyle yürümesi mümkün değildir. İlçe Belediyelerinin sınırları içinde yaşayan yurttaşların oylarıyla seçilmiş olan ilçe belediyelerine rağmen Büyükşehir tarafından yönlendirilmiş bir müdürlük tarafından götürülen Boğaziçi İmar Müdürlüğü bu 4 ilçemizde çok ciddi biçimiyle bir sorundur. Yani ya orada seçmiş olduğumuz Belediye Başkanlarımıza güveneceğiz. Diğer kentin, diğer taraflarında olduğu gibi idareyi ve denetimi onlara bırakacağız. Çünkü burada bir yetki karmaşası, burada bir idari açıdan denetim noksanlığı ortaya kalmaktadır. Ve buradan biliyoruz ki, yani bu 4 ilçedeki iktidar ya da muhalefete mensup meclis üyelerimizin konuyla ilgili hangi makamla hangi merci ile yurttaşın sorununa nasıl yardımcı olacağı konusunda bir problem yaşadığı da aşikardır. ULAŞTIRMA BİR BÜTÜNDÜR Sayın Belediye Başkanımız ondan önce burada konuşan İETT Müdürümüz ulaşımla ilgili çok ciddi tespitler yaptılar. Bir konuyu belirtmek istiyorum. Ben otobüslerle dolaşırım ve şoförlerle çok konuşurum. Bir İETT Müdürünüz otobüs şoförleri tarafından çok beğeniliyor. Onu baştan belirteyim. Nasıl olmuş, ne yapmış, ilişkisini nasıl kurmuş? Ama önceki İETT Müdürüne nazaran yeni İETT Müdürünüzün çok fazla şoförler tarafından tutulduğunu tespit etmiş bulunuyorum. Burada gerek İETT’nin, gerek raylı sistemlerin, gerek metronun bütün bu sistemleri birleştirdiğimizde geçtiğimiz pazartesi günü de yeni bir komisyon oluşturduk ve adına Ulaşım ve Trafik dedik. Bence bunlara Ulaşım ve Trafik demenin bir anlamı yok. Bütünüyle bunun adı ulaştırmadır. Ulaştırmanın içinde bütün bu başlıklar yer almaktadır ve o Komisyonunda adının Ulaştırma Komisyonu olmasının çok daha doğru olduğuna inanıyorum. Niye Ulaştırma demek zorundayız? Bakın bu kentte yaşayan insanların yüzde 18’i bir noktadan başka bir noktaya binek otomobilleriyle gidiyor. İstanbul halkının yüzde 82’si toplu taşıma araçlarını kullanıyor. Deniz araçlarının toplu taşım içindeki payı hep istememize rağmen artmamaktadır. Çok cüzi miktarda artmaktadır. Ama ulaştırma sistemini bir bütün olarak incelediğimizde Sayın Belediye Başkanı konuşmasının sonunda bir kart sisteminden bahsetti, doğrudur Avrupa’nın pek çok başkentinde uygulanmaktadır. Bindiğiniz yerde kartı okutursunuz indiğiniz yerde ister bir ya da birkaç undergranttan geçiniz. Sonuçta indiğinizde geçtiğiniz mesafe kadar ücret ödersiniz. Bu doğru bir sistemdir, çok geç kalmış bir sistemdir. Yani bizim Akbil diye kullandığımız sistemle bir kere Akbil okutup sonra istediğiniz noktadan gitme anlayışı ulaştırma açısından doğru bir anlayış değildir. Ama bakın ulaştırmada temel ölçüt olarak almamız gereken noktalar nedir? Bir; ucuza götüreceksiniz. iki; insanları bir noktadan başka bir noktaya entegre olmuş sistemlerle belli bir zaman dilimi içinde götüreceksiniz. Şimdi bizim İstanbul’da Darüşşafaka’ya kadar testler oldu biliyorum, Darüşşafaka istasyonunu da gezdim, gayet güzel bir mekan çalışmasının olduğunu da gördüm. Ama bizim bir noktadan İstanbul’da başka bir noktaya gitmek için kendimizce çizilmiş olan, bence de yanlış çizilmiş olan bir ulaşım ağıyla dolaşmak zorundayız. Yani bugün İstanbul’da bir yurttaşımız Sarıyer’den Havaalanına gidecek olsa izlemesi gereken yönteme bakar mısınız? Şimdi Atatürk Oto Sanayi 4.Levent hattı tek hatta dönüştü. Yani Taksim’e geleceksiniz aşağı yukarı 300- Böyle bir ulaşım sisteminde zaman maliyetlerin önünde etken hale geliyor. Ve pek çok insan bedava ya da binek otomobiliyle ya da taksiyle gitmesine rağmen çok daha ucuz olmasına rağmen bu sistemleri kullanmıyor. Şimdi biz hep İstanbul’da daha önce karayolu taşımacılığı ve insanların otobüs ve minibüslerle taşınması, yani bir aks üzerinden taşınması. Yani bizim Ankara Asfaltı dediğimiz, yani Londra Ssfaltı dediğimiz, yani Barbaros Bulvarı dediğimiz bir ana yol ve o yolun etrafında on binlerce insanın yaşadığı öbek öbek mahallelerden yürüyerek ana aksa gelmiş ve bu aks üzerinden hareket eden bir ulaşım sistemini karayolunda kullandık. Bu aksı demiryolunda yeraltı metro çalışmalarında uygulamak son derece yanlıştır. Başarılı olmaz, olmayacaktır. Burada Sayın Belediye Başkanı konuşmasının içerisinde değindi, metrobüs İstanbul’da ya da bizim tercihli yol diye tarif ettiğimiz 1970’lerde rahmetli Aytekin Kotil döneminde başlamış olan o dönemde emeği geçenlere, bugün bu çalışmada emeği geçen herkese de teşekkür ediyorum. Burada ulaştırmayla ilgili temel kriterleri koyarken hepimiz şunu bilmek zorundayız. Bir ulaşım aksı üzerinde bir saatte geçen insan sayısı ki, Faaliyet Raporunda metro ile ilgili 70 bin sayısı verilmiştir. Doğrudur, bir ulaşım aksı üzerinde eğer saatte bir yönde 50 bin ve üzerinde insan taşımayı hedefliyorsanız orada metroyu deneyeceksiniz başka ulaşım alternatifini konuşmak çok doğru değil. Köprü geçişleriyle ilgili engeli söyledi. Evet, oradaki oluşacak olan rezonanstan dolayı Haliç Köprüsü’yle ilgili geçişten kaynaklanan bir sorun vardır. Ama bilmemiz gereken temel bir nokta şu; Londra’nın altından onlarca metro hattı geçmedi, Tımes Nehri’nin altından karşıdan karşıya geçer. Yani biz havadan geçen sistemler düşündüğümüz gibi burada bu hatla ilgili yani bizim şimdiki İstanbul’un sınırlarının büyümesiyle Silivri’den Zincirlikuyu’ya kadar gelen hat üzerinde saatte taşınan insan sayısı 100 binlerle ifade edilir ve metrobüs sisteminin çok yakın gelecekte bu aksı bekleyen yeni akslarda bu hattın üzerine ilave yük bindirirse taşıyamaz hale geleceğini belirtmek istiyorum. Burada metro ile ilgili bir tespit yaparken mimar bir belediye başkanının Seyrantepe’de yapılmış olan triyaj alanının TEM otoyolundan dış görünüşünden mutlaka rahatsızlık duyduğunu ifade etmek istiyorum. İstanbul’un prestij caddelerinden biri olan ve iki yolu birbirine bağlayan bu güzergahta uzunluğu METRONUN DERBENT İSTASYONUNA KÜLTÜR MERKEZİ NEDEN YAPILMADI? Burada metronun Darüşşafaka’dan sonra Hacıosman’la ilgili çalışması da devam etmektedir. Ancak Darüşşafaka istasyonuyla ilgili bir tespiti bulmak istiyorum. Darüşşafaka istasyonu Derbent mahallemizin içindeki bir alandan çıkmıştır. Bu alanla ilgili Sarıyer Belediyesiyle yapılmış olan bir protokol vardır. Ve bu protokole göre de Sarıyer Belediyesi’ne ait olan bu arazi karşılığında bir kültür merkezi ve nikah salonu yapılacaktır. Bu da Sözleşmede olmasına rağmen yani iyi niyet sözleşmesinin olmasına rağmen gerçekleşmemiştir. Ama özellikle Darüşşafaka Mahallesi ki, burada 15 bine yakın gerek kadın, gerek erkek, gerekse gençlerin aktif yaşamın içinde çok olduğu bir mahalle ile ilgili ulaşım aksının bağlantısı düşünülmemiştir. Şu anda orada hastane ile ilgili Acıbadem Hastanesi’ne bir çıkış, hastane yönetimi tarafından kendisi yapılmaktadır. Bunun Darüşşafaka Mhallesi’ne geçiş ile ilgili 100 metrelik bölümünün İSKİ’nin o arazisinden nasıl geçeceği konusundaki bir açıklamanın çok faydalı olacağını belirtmek istiyorum. Burada İstanbul’un önemli çalışmalarının başında, ki raporlarda çok fazlada yer aldı, kavşaklar yer almaktadır. Lastik tekerlekli araçlar ve bu araçları kullananlarla ilgili rahat yaşamaları konusunda bir kent düşünüyorsanız kavşak projelerinin her birisi kendi içinde doğru olabilir. Ama siz bu kenti bir noktadan başka bir noktaya yüzde 82’nin toplu taşıma araçlarıyla gittiği bir kent olarak tasarlıyorsanız burayı 12.000 yıllık Kültürün Başkenti, tarihinden beri hep başkent olmuş ve bu özelliği sadece bizim iktidarda olduğumuz sizin iktidarda olduğunuz dönemlerde değil, burada başka farklı medeniyetlerinde saltanat sürdüğü dönemlerde hep Dünyanın Başkenti olmuş bu kentin meydanlarına yazık edilmiştir ve bu kent meydansız bir kent olmuştur. Meydanlar, kavşaklar ve taşıt yollarıyla yayaların yaşam alanlarına kapatılmıştır. Dünyada 12 milyonun üzerinde nüfusu boşverin, 4 milyonun üzerindeki nüfusu olan hiçbir büyük kentte İstanbul’daki meydanların en az 50 ya da 100 katı meydanın olduğunu bilmek gerekir. Ve İstanbul’u yeniden tasarlarken özellikle Koruma Amaçlı Planlar yapılırken, özellikle İstanbul’un yeni gelişme alanlarındaki Ataşehir bunun en başta gelen, Beylikdüzü en başta gelen örneklerinden bir tanesi. Her bulduğumuz sosyal donatı alanını bir ticari bir turizm fonksiyonuna yükleyerek buralarında yapılaşmaya açılması önündeki temel engelin bu kentte sadece yöneticilerin bugün için burayı yönettiklerini, bu kentin tıpkı tarihte 12.000 yıl önce yaşadığı gibi bundan sonra da 10.000-20.000-50.000 yıl daha yaşayacağını ve bizden sonra gelen kuşaklara bırakacağımız bir miras olduğunu bilmek gerekir. Özellikle Yenikapı’da bulunmuş olan tarihi eserler İstanbul’un bilinen tarihinden çok daha eski bir yerleşime ait olduğunu ve bu kentin bir önceki uygarlık dönemindeki kalıntıların üzerine yeniden yaratıldığını ortaya çıkarmıştır ki, birkaç kez alt uygarlıkların üzerinde onların kullandığı yapı malzemelerinin üzerine yeni bir kent gelmiştir. Burada üzerinde durmamız gereken önemli bir nokta da; bugün Şişhane – Taksim arasındaki bağlantı yoluyla ilgili yapılmış olan, daha önceki yönetim döneminde yapılmış olan tünel kazısının arkeolojik kalıntılarla karşılaştığında durdurulmuş olması ve o günkü parayla 29 milyon dolarımızın boşa gitmiş olmasıdır. Bakın bu kentin ana yarımadası tarihi SİT alanıdır. Arkeolojik SİT alanıdır. Bu bölgeyle ilgili yapılacak olan her çalışmanın daha başlangıçta arkeolojik raporlar ortaya çıkmadan herhangi bir proje çalışmasının yapılması bile son derece yanlış olacaktır. Ulaşımla ilgili bir önemli nokta da Karayolu tünelleridir. Karayolu tünellerini raporda okurken açılmış olan Dolapdere – Kağıthane tünelini sıkça kullanan birisi olarak söylüyorum, hep merak ettiğim nokta şu; sabah saatlerinde Piyalepaşa Bulvarı’ndan Dolmabahçe stadının hemen sağ tarafına gelecek olan saatte bir şeritten lastik tekerlekli araçlardan 900 aracın geçtiğini biliyoruz. İki şeritten 1800 aracın hemen biraz ilerisindeki Kabataş ve Beşiktaş trafiğine girdiğinde buradaki trafiğin nasıl şekilleneceğini bu proje yapılırken, bu proje tasarlanırken düşünülüp düşünülmediği? Yani eğer siz derseniz ki, biz Dolmabahçe’den Kabataş – Beşiktaş- Taksim yönünden gelen trafiği kent trafiğine girmeden doğrudan doğruya TEM bağlantı yoluna aktaracak bir yol olarak düşündük, tek yönlü bir yol olarak düşündük derseniz bence amacına çok daha uygun olur. Çünkü tersine bir taşıt hareketinin bölgeyi içinden çıkılmaz bir sıkıntıya sokacağını, hele bir İnönü Stadı’nın biraz daha genişlemesi büyümesiyle onu hayal etmek bile istemiyorum. Yine burada gördüğümüz önemli bir noktada 2009 yılı içinde Büyükşehir Belediyemizin Asfalt Bakım Onarım satıh kaplama, neredeyse 2007-2008 yıllarına göre çok ciddi biçimde azalmıştır. Bunu biz zaten yaşamımızda hepimiz kendi çevremizde görüyoruz. Yanlış borçlanma politikalarının ve borcun faizinin çevrilmesinde yaşanan sıkıntılar temel ihtiyaçlarımızı önümüze durma noktasına getirmiştir. Son zamanlarda her belediye meclis toplantısına geldiğimiz o ay içinde çok fazla sayıda biz belediyemizin kapısında Çevik Kuvvetlerle karşılaşıyoruz. Burada işten çıkarılmış olan ya da işini kaybetmiş olan eylem yapan İşçilerimizin her birisinin içinde bulunduğu koşulların bütün meclis grubu tarafından, burada bulunan 300 tane arkadaşımız tarafından da duygusal olarak algılandığının farkındayım. Ama işini kaybeden insanların emek ve hak mücadelesinin çok daha doğru biçimiyle algılanması ve bir sabah vakti sizin işinizin bitirildiğinin kendilerine ifade edilmesinin çok doğru olmadığını düşünüyorum. Bütün bunları söylerken kurumlar içinde çalışan insanlarımızın tıpkı Avrupa’da, tıpkı Japonya’da, tıpkı başka ülkelerde olduğu gibi kendisiyle kurumu özdeşleştirecek bir aidiyet duygusuna sahip olacağı günlerin özlemini yaşıyorum. Yani bir insan bir kuruma işe girdiğinde oradan emekli olana kadar ya da bir suç işleyene ya da bir başka neden olmadığı sürece ayrılmayacağı günlerin çok yakın olacağını umut etmek istiyorum. Burada Deniz otobüsleriyle ilgili genel olarak diğer bağlı birimlerden farklı olarak İDO İşletmesinin bir özelleştirme kararı buradan Oyçokluğu ile geçti Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz ona karşı oy vermiştik. Çünkü kendisini sürekli olarak yenileyen ve İstanbul halkına farklı alanlarda hizmet edebilecek özellikteki bir kurumun doğru yönetildiğinde performansının da ne kadar arttığını tespit etmiş birisi olarak buradaki özelleştirme Kararının İDO açısından çok doğru olmadığını. Çünkü bundan sonraki süreçte ticari açıdan çok kâr getirmeyecek ama İstanbul için çok önemli su yolu taşımacılığının egemen hale geleceğini hayal etmek istiyoruz. İDO YÖNETİMİNE DİKKAT Burada bir eleştirimi yapmak istiyorum. İstanbul Deniz otobüsleri yönetimine yanlış bilmiyorsam yine Boğaziçi ile ilgili bizce adı burada söylememize gerek yok, malum kişilerin Yönetim Kurulu Üyeliklerine atanırken çok daha titiz davranılması ve her meslekle ilgili her kurumla ilgili Yönetim Kurulu Üyelerinin o mesleğin erbabı olarak oralarda bulunmasına özen gösterilmesi gerekmektedir. Burada İSPARK ile ilgili de şunu söylemek istiyorum. İstanbul’da giderek yaygınlaşan bir İSPARK uygulaması vardır. Ulaşım ulaştırma meselesinin temelinde bir taşıt yolu üzerindeki araçların hangi şeridi saatte kaç araçla geçtiğinin tespit edilmesiyle ilgilidir. İSPARK TRAFİĞİ SIKIŞTIRIYOR İstanbul trafiğinin temel sıkışma sebeplerinin başında yanlış konuşlanmış İSPARK’lar gelmektedir. Bir şerit iki şerit halinde akan bir trafiği düşünün, İstinye Caddesi bildiğim için örnek vereyim, Devlet Hastanesi’nin önüne geldiğinde tek şeride düşüyor. Niye? İSPARK oraya 10 araçlık bir otopark koymuş. Şimdi uzmanlar bilir ulaştırmada bir akstan 900 araç saatte geçer. Siz bu iki akstan geçen 1800 aracı bir noktada tek şeride düşürdüğünüzde buradan 900 araç geçmez. Burada balon olur burada saatte 600 araç geçer. Yani tek şeritte 900 aracın geçtiği bir güzergâh vardır, iki şeritte 1800 araç geçer. Siz bunu usulsüz bir biçimiyle bir noktada teke düşürürseniz saatte geçecek araç sayısı 600’e düşer. İSPARK’lar İstanbul’un pek çok noktasında taşıt otoparkına kapalı olması gereken alanlarda maalesef, yani yanlıştır, hangi teknikle, hangi bilimsel yaklaşımlarla buralardan park yapılmaktadır, anlamakta güçlük çekiyorum. Çağdaş şehirlerdeki Akıllı Kart sistemlerini uygulamayı hedef almış isek o zaman bu kentte yer üstünde hareket eden otobüslerin, yalnızca otobüslerin ve taksilerin girebildiği durakların artık taşıt yollarından ayrılması ve bu balon yani kentin içindeki yollarda balon yapılmasının engellenmesi de bundan sonra ulaştırmayla ilgili çalışan arkadaşlarımızın çok dikkat etmesi gereken bir başka temel noktadır. İstanbul bir dünya şehridir ve İstanbul halkının musluktan su içme hakkı vardır. Bundan sonraki suyla ilgili projelerimizin tümünde insanların dudaklarını musluğa götürdüğünde su içebileceği günleri hayal etmek gerekir. Londra’da, Paris’te, Avrupa’nın pek çok kentinde insanlar bu biçimiyle suyunu içebilmektedirler. Depremle ilgili de birkaç başlığa değinmek istiyorum. Bir tanesi şu; İstanbul’un yeni yapılan planlama çalışmalarında depremin en çok etkileyeceği Marmara kıyısında bulunan ilçelerimizde çok ciddi sayıda önemli sağlık yatırımı vardır. Büyük hastanelerin büyük bir çoğunluğu bu güzergahtadır. Bir depremde en çok etkilenecek bölgelerinde Marmara kıyısında olduğunu düşünürsek bu kentin artık bu bölgelerinde yeni hastane yapılanmasına izin vermemek gerekiyor. Kentin kuzeyine doğru yayılmış, bir deprem riski karşısında insanların ayakta kaldığını bilecekleri yeni yapılmış modern donanımlı hastanelerin özellikle zemin emniyet gerilmesi yüksek alanlara kaydırılmasında büyük ihtiyaç vardır. Ben daha önce sorduğum bir soruyu bir kez daha soruyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin 300 tane Belediye Meclis Üyesi olarak sizler ve bizler bir deprem anında kimi arayacağımızı biliyor muyuz? Hangi telefon numarasını arayacağımızı biliyor muyuz? Bizler bir deprem anında hangi görevle görevlendirildiğimizi biliyor muyuz? Hayır. Yani İstanbul kentini yöneten kurumda en üst organ olan Meclis Üyeleri bile bir deprem konusunda üzerimize biçilmiş olan görev ve sorumlulukları hala bilebilmiş değiliz. Bunun da çok kısa sürede tarif edilmesi lazım. Sadece bizim açımızdan değil, bütün kurum yöneticileri ve ilgili birimler tarafından da belirtilmesi gerekiyor. Burada bir noktayı ifade etmeden geçmek istemiyorum. Acil ve ivedi yapılması gereken işlerle ilgili bilindiği üzere Belediye Başkanlarının teklif alma usulüyle ya da başka yöntemlerle iş yaptırma durumu vardır. Fakat İstanbul Büyükşehir Belediyesi’yle ilgili Danıştay 1.Dairesi’nin Mart ayında İhale Usulüne esas olmasına rağmen istisnai bir ihale yöntemi olan pazarlık usulünün genel bir yöntem olarak kullanıldığı, pazarlık usulünün kullanılmasını gerektiren ani ve beklenmeyen veya idare tarafından önceden öngörülmeyen olayların anılan dönemde ortaya çıkmadığı, İstanbul’un kuvvetli deprem tehdidi altında olması gerekçe gösterilerek altyapı bakımından yapılacak tüm ihalelerde pazarlık usulünün kullanılmasının yasanın ruhuna aykırı olduğu, eksik rekabet şartlarını sürdürülen ihalelerde saydamlık, rekabet ve eşit muamele ilkelerinin ihlal edildiği açıklanan nedenlerle Kamu İhale Kanununa aykırı davranıldığı biçiminde bir Kararı vardır. Dilerim ki sayın idaremiz, sayın Başkan, değerli yöneticilerimiz bundan sonraki çalışmalarında bu konularla ilgili Danıştay’ında almış olduğu bu Kararı da dikkate alarak saydamlığı esas olacak yönetim anlayışımızın çok daha güçlenmesini ortaya koymak durumundayız. AMATÖR SPORCULARA DESTEK VERİLMELİ İstanbul Büyükşehir Belediyemizin bir futbol takımı var. İstanbul’umuzda 550 tane Amatör Spor Kulübü bir o kadar şimdi giderek okullarımızda Amatör Spor Kulübü kurmaya başladılar. 2009 yılı ile ilgili baktığımızda Amatör Spor Kulüplerine bir malzeme yardımı yapılmadığını biliyoruz. Burada yardım adı altında gözüken ve büyük ihtimalle İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Amatör branşlarına yapılmış olan yardımlardır. Buradan İstanbul Büyükşehir Belediyemizin Voleybol’da Türkiye Şampiyonu olduğunu, Türkiye’nin Olimpiyatlarda madalya kazanan güreşçilerinin önemli bir kısmının İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sporcusu olduğunu biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz, buradan bir kez daha belirtmek istiyorum ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Futbol Kulübü olmasını istemiyoruz. Ama biz güreşte, judo’da, olimpiyatlarda, başka spor kulüplerinin ilgilenmediği Türkiye’yi temsil edecek madalya kazandığımızda Bayrağımızı göndere çekecek alanlarla ilgili yapacağınız her türlü çalışmaya da destek verdiğimizi buradan belirtmek istiyorum. Ki, Olimpiyat Şampiyonu güreşçimiz belediye spor kulübü sporcusudur.…. Dar zamanda İstanbul ile ilgili, bu raporla ilgili evet gördüğünüz gibi raporu çalışarak geldik. Sizin Başkanlığın hazırlamış olduğu raporlara dayalı olarak konuştuk. Bir yıllık dönemi geride bıraktık. Geride 48 aylık bir zaman kaldı. Diyoruz ki, 48 ay sonra iktidara gelecek olan Cumhuriyet Halk Partisine planları bozulmamış bir kent bırakmanız dileğiyle hepinize saygılar sunarım. |
||
|
||
|
|
||
| Sayfa 1 / 14 |