logo

CHP’li Erol Aydın Sarıyer için özverili bir başkan olmak istediğini söyledi

CHP’li Erol Aydın Sarıyer için özverili bir başkan olmak istediğini söyledi

KKA“SARIYER İÇİN EL BİLE ÖPMELİYİZ”

CHP’den Sarıyer Belediye Başkan aday adayı olan Belediye Meclis Üyesi Erol Aydın, başkan yardımcılığından neden istifa ettiğini ve belediye başkanı olmak istemesindeki amacı Sarıyer Posta’ya anlattı.

Sarıyer’de yaşayanların Sarıyer’de ortaya çıkan ranta ortak olması gerektiğini söyleyen Erol Aydın, “Sarıyerlilerin geleceği ve Sarıyer’de yaşayanların mutluluğu için gerekirse el bile öpmeliyiz” dedi.

Kendisinin nasıl bir siyasetçi olduğunu anlatırken, bir siyasetçinin nasıl olmaması gerektiğini de ifade eden Erol Aydın, hakkında merak edilenleri gazeteci Tuncay Dağlı’nın sorularını cevaplayarak açıkladı.

“BEN KENDİ HAYALLERİMİ GERÇEKLEŞTİRMEK AMACIYLA YOLUMA DEVAM EDİYORUM”

-Belediye Başkanı Şükrü Genç’i 2009 seçiminde neden desteklediniz?

-2008’in Ağustos’uydu Şükrü Genç bana ‘ilk seni arıyorum, senin bana vereceğin cevap çok önemli, benimle olursan adaylık düşüncemi daha da somutlaştıracağım’ dedi. Ben de ‘aday olan arkadaşlar içinde seni daha doğru, uygun görüyorum ve seninle olurum’ dedim. Telefonla da olsa ona şifai olarak söz verdim ve bu sözümü tuttum. Bir ay sonraki görüşmemizde de bana ‘Benim hayallerim var. Sarıyer’i farklı yöneteceğiz. Garibanın, emekçinin, ezilenin yanında olacağız, onların yaşamını zenginleştireceğiz, özgürleştireceğiz’ dedi. Hayalleri benim hayallerimle örtüşüyordu, bu nedenle yanında olup, destek verdim.

GBu hayaller gerçeğe dönüşebildi mi?

-Benim hayallerim yine aynı. Ezilenin, sahip çıkılması gereken kesimlerin yanında olmak, açıkta kalana döşek, kimsesizin kimsesi olmak.  Heyecanım ve isteğim de zaman geçtikçe daha da arttı. Bu hayallerimi gerçekleştirmek için yoluma devam ediyorum.

Şimdi bu hayallerinizi gerçekleştirmek için başkan aday adayı oldunuz. ‘O koltukta ancak ben oturursam bu hayallerimi gerçekleştiririm mi’ diyorsunuz?

-Elbette.. Zaten 1999’da ben belediye başkan adayıydım. Yaşım 33’tü. Yapılan seçimi kazandım ama sonra ne oldu bilmiyorum kaybeden ben oldum. İlçe Seçim Kurulu’nun bahçesinde mazbatayı bekliyorduk, televizyonlar ‘Sarıyer’de DSP’li Erol Aydın kazandı’ diye altyazı geçiyordu. Halkın iradesi sandıkta kaldı. Sandığın dışı farklı şekillendi. O seçimde başkanlığın elimden alındığını düşünüyorum. İl ve İlçe Seçim Kurulları’na, Yüksek Seçim Kurulu itirazlarda bulundum. Ama değişen bir şey olmadı. Koltuğa Sedat Özsoy oturdu.

“CEMEVİNİ ÇOK ÖNCEDEN YAPMALIYDIK”

CHP’nin 2009’da kazandığı belediye seçiminden sonra oluşturulan yönetimde en çok eksikliğini hissettiğiniz veya olması ya da olmaması gerek şey nedir?

-Mesela biz cemevini çok önceden yapmalıydık. Anakent Belediyesi ile de uzlaşarak, kavgasız, gürültüsüz, onların tahsis ettiği yerde veya kendi yerimiz üzerinde cemevi yapmalıydık. Seçime 6 ay kaldı ama hala yapılamadı. Bu bir eksikliktir. Alevi toplumuna karşı yerel yönetimin bir özrüydü. Ayrıca parsel bazındaki plan tadilatları beni hiç mutlu etmedi. Buna genel anlamda karşıydık. Parti olarak da karşıydık. Büyükşehir Belediye Meclisi’nde ‘hayır’ oyu verdiğimiz şeylere Sarıyer Belediye Meclisi’nde ‘evet’ demeye çalıştık. Ben bunların gerekçelerini kendime de izah edemeyeceğim için hiç birinde yer almadım. Meclisteki oylamalarına katılmadığım gibi meclis grubunda da karşı çıktım. Ama geçen geçti. Mesela Eczacıbaşı projesinde ağaçlık bir alanın yok edildiği bir durum var. Biz zenginin düşmanı olmayacağız ama sol anlayışın yola çıkış sebebi; ezilen, kimsesiz, daha çok sahip çıkılması gereken çevrelere sahip çıkmak, dost olmak, arka olmaktır. Asıl misyonumuz budur.

D“PARTİ ÖRGÜTÜNÜ HİÇE SAYARAK BELEDİYE YÖNETİLEMEZ”

Parti ile belediye yönetimi arasında zaman zaman yaşanan anlaşmazlığı nasıl değerlendiriyorsunuz?

-İlçe yönetimi ile belediye yönetimi arasındaki diyalog en başlarda da sıkıntılıydı ama sonra oturdu gibi görünüyordu. Tabi doğru bir şey değil. İlçe tüzük gereği siyasetin üst kurumudur. Sarıyer’de siyasetin bir numaralı kurumu ilçe yönetim kuruludur. Parti örgütünü, ilçe yönetimini hiçe sayarak belediye yönetilemez. Benim başkan yardımcılığım döneminde de böyle bir durum varsa doğru bulmuyorum. Biz Sarıyer’i daha uyumlu, doğru ve aheng içinde yönetmeliydik. Öyle olsaydı daha doğru olurdu. Ayrıca CHP İlçe Başkanı Mehmet Deniz, Şükrü Genç belediye başkanlığı için yola çıktığında yanında yer alan iki üç arkadaşından biriydi. Yanında kimse yokken onun yanında olan iki üç kişiden biridir Mehmet Deniz.

“MEHMET DENİZ, ŞÜKRÜ GENÇ’İN KARDEŞİ GİBİYDİ”

Mehmet Deniz daha önceki kongrede ilçe başkanlığı için aday olmak istedi, sonra da atandı. Ben her şekilde yanındaydım. Atandıktan sonra yapılan ilçe kongresinde seçilmesi için her türlü çabayı gösterdik, yanında olduk. Birlikteydik.. Şükrü Başkan’ın da ona destek vermesi gerekirdi. Çünkü Mehmet Deniz onun kardeşi gibiydi. Ama destek vermediği gibi karşı aday çıkardı ve bir takım sıkıntılar yaşadık. Ayrıca Mehmet Deniz ilçe başkanı Seçildikten sonra yönetimdeki arkadaşlarıyla birlikte Şükrü Genç’in yanına gitti. Ondan sonra bir bahar havası yaşanabilirdi ama o bahar havası bir türlü yaşanmadı. Fakat bundan sonra oluşması lazım. Çünkü zarar gören CHP’dir. CHP zarar gördüğünde, ona inanan insanlar da zarar görüyor ve rahatsızlık duyuyor. Onun için bu işin sorumluları, tarafları kimse, bu sürecin sıkıntısını gidermek için elinden geleni yapmak zorundadır.

H“ŞEF ORKESTRAYI İYİ YÖNETMELİ”

Şükrü Genç’in belediye yönetimine hazırlıksız geldiği, ekibini de ordan burdan toplama olarak kurduğu için başarısız olduğu iddia ediliyor, sizce de öyle mi?

-Ben olsam belediyeyi farklı yönetirdim. Örneğin bir başkan yardımcısı belirlersiniz, o da kendi alt kadrolarını oluşturur. Emek vermesine, partili olmasına, işin ehli olmasına, Sarıyer’i iyi yönetecek yetenekli kişilerden oluşan bir ekip oluşmasına dikkat etmek zorundasınız. Kafanızdan bazı isimler geçebilir. Bunlar benim için bugünden konuşulacak şeyler değil ama asıl önemli olan orkestranın şefidir. O orkestrayı iyi yönetmek eksikliği, başarısızlığı görüp, anında müdahale etmek lazım. Zamana yayıp, hatır gönülle işleri yürütmeye çalışmak olmaz. Sizin çok iyi tanımadığınız, Sarıyer’e çok uzak ancak işini bilen ve iyi yapan biri de kadroda yer alabilir. Ancak tanıdığınız, sevdiğiniz, yakınınız olan ama işinde başarısız olan bir kişinin de o kadroda olmaması gerekir.

Başkan Yardımcısı Recep Yel ile Zabıta Müdürü Semra Kartal’ın Beşiktaş’tan geldiği, Sarıyer’i tanımadıkları, ekiple uyum sağlayamadıkları ve bu nedenle başarısız oldukları, bundan da hem Sarıyer’in, hem de Başkan Şükrü Genç’in zarar gördüğü öne sürülüyor.

-Dışarıdan öyle görünüyorsa mutlaka bir sebebi vardır. O zaman orkestra şefinin buna dikkat etmesi gerekir. Öyle olmaması için müdahale edip, öyle olmamasını sağlayacak. Ama bu olay belediye başkanının kendi inisiyatifi ve takdiridir. Ben burada özellikle şunu belirtmek isterim;  ben her zaman kişisel olarak partime ve belediye yönetimine zarar verecek konuşma ve açıklamalar yapmaktan kaçındım, şimdi de buna dikkat ediyorum. Benim eleştirilerim makul ve yapıcı olmalı. Ben öncelikle kendimi ifade etmek isterim.

-Bir röportajınızda ‘Sarıyer’de din, dil, ırk, mezhep ayrımcılığı olmayacak’ demişsiniz. Burada şimdi böyle bir olay mı var? Bunu neden söyleme ihtiyacı hissettiniz?

-Bunu Sarıyer için özellikle söylemedim. Biz Türkiye’de doğmuşuz. Annemiz, babamız, dinimiz, dilimiz belli. Ben Türküm ‘Ne mutlu Türküm’ demekle gurur duyarım ama bir başkası Türk değildir ve o da başka bir şeyiyle gurur duyuyordur. Biz Müslüman’ız ama bir başkası Müslüman değildir, olabilir, çok doğal. Mezhepsel bir farklılık içinde yaşayan kesimler de olabilir..

F“ALLAH’A ULAŞMAK İÇİN CEMAATE GİRMEM GEREKMEZ”

Sohbetimiz sırasında dini konulardan örnekler vererek ve düşüncelerinizi zaman zaman dine dayandırarak ifade ettiniz, merak ettiğim bir konu var, sizi ‘Fetullahçı’ diye nitelemeleri bu özelliğinizden kaynaklanıyor olabilir mi?

-Sanmıyorum. Onun etkisi olup olmadığını bilmiyorum ama siyaset anlayışımız denk düşmeyen bir arkadaşımız geçmişte kalabalık bir grup içinde bana ‘sana çentik attım’ demişti. Bu durum onun attığı çentiğin sonucudur. Ben de onu Allah’a haval’ettim. Allah hesabını görür elbet.

O çentiğin sonucu mu bu durum?

-Öyle. Ama bunlar bu ülkenin gerçekliğidir. Cemaatler, tarikatlar.. Ben bunu değiştirecek ya da yok sayacak değilim. Benim dinimi, inancımı yaşamak için bir cemaat anlayışına ihtiyaç duymadım, duymuyorum. Ara sıra alkol alırım, tutabildiğim kadar orucumu tutarım, cenazeye gittiğimde vakit namazını kılarım, Cuma Namazı’nı da kaçırmamaya çalışırım. Cemaate mensup kişilerin yaşam biçimleri ise farklıdır. Kurallar içinde olurlar. Oysaki ben çok kuralcı biri değilim. Hayatımın günahı sevabı banadır. Şablonlar içinde kendimi sınırlandırmak istemem. Herkesin yaşamı kendinedir. Dinimi, inancımı istediğim gibi yaşamak için kalbim, beynim, zikrim bana yetiyor. Zaten bilmek istediklerimizi de internet ya da bilenlere sorarak çok kolay öğrenebiliyoruz ve kendi bakış açımız oluşuyor. Bu dünyada insanlık için, iyi olan için kim ne yapıyorsa Allah razı olsun derim.

C“TOPLUM SEÇTİĞİ KİŞİDEN HESAP SORMUYOR”

Kendinizi siyasi manada tasvir etseniz nasıl biri olduğunuzu söylersiniz? Bunu, birilerinin sizi olmadığınız gibi göstermesi nedeniyle soruyorum, sizi net görsünler diye.

-Ben öncelikle solcuyum. Ama ben ne dersem diyeyim birileri mutlaka bir şeyleri yakıştıracaktır. Eğer biraz öne çıkıyorsanız, para pul sizin dünyanızda yoksa, kiralanamıyorsanız, satın alınamıyorsanız, birileri için bir şey ifade etmeyebilirsiniz ama binler için ifade edersiniz. Ben diyorum ki bir yeri, bir coğrafyayı namuslu, haysiyetli, dürüst, ahlaklı, şerefli insanlar yönetmeli.

‘Ben öncelikle dürüst bir başkan olacağım mı’ demek istiyorsunuz?

-Evet, ama bu zaten herkeste olması gereken bir şey.

-Olması gerekir ama maalesef ki herkes olamıyor.

-Olmuyorsa nedeni, bu toplumun hesap sormamasındandır. Ben her yerde söylüyorum. Partimin örgüt toplantılarında, meclis toplantılarında da söyledim. ‘Gelin hesap verebilir olalım’ dedim. Mesela ‘benim belediye başkan yardımcılığı dönemimle ilgili aklınızda bir soru işareti varsa gidin savcılığa suç duyurusunda bulunun’ dedim. ‘Ben neden istifa ettim, sorun’ dedim. O zaman benim için bir takım yakıştırmalar olmuştu, hatta, Fetullahcı yaftalaması da oradan çıktı. Oysaki ben, ‘sorun, araştırılsın’ dedim. Hatta ‘ilk suç duyurusunda bulunacak kişiye takım elbise alacağım’ dedim. Benim kredi kartım var mı, kredi limitim ne kadar, harcamalarım nasıl, ödemelerim ne şekilde, evim kira mı, bir araba aldım, nasıl aldım? Bunlar araştırılsın istedim. Bir liralık da olsa, milyonluk da olsa hesabını vereceğiz elbet. Ama vatandaş hiç kimseye hesap sormuyor.

-Siz bunları söylerken ‘benim hesabını vereceğim hiçbir yanlışım yok’ demek istiyorsunuz’ tabiî ki.

-Elbette, ama ben sadece benim için demiyorum bunları. Genel anlamda vatandaşımız oy verdiği, yönetime getirdiği kişilerden hesap sormuyor. Böyle bir dertleri yok.

E“YOKSULUN ÖNÜNE DİKİLİP, ZENGİNİN ÖNÜNDE EĞİLMEMEK GEREK”

Siz böyle söylüyorsunuz ama vatandaş bunu yapabilecek, hesap sorabilecek durumda mı, gerçekten seçtiği kişiden hesap sorabilir mi. Bu imkanı var mı?

-Sorar tabi, neden sormasın? Artık öyle bir şey ki, özellikle de Gezi Parkı olayından sonra insanlar daha fazla hak arar oldu. Hiç ummadığınız yerlerde aniden binlerce kişi bir araya gelebiliyor. Örneğin biz aday adayıyken halkın karşısına çıkıp ‘şöyleyiz, böyleyiz, Sarıyer’i, İstanbul’u, Türkiye’yi yöneteceğiz’ diyoruz. Ama bir de bakıyoruz ki bunları söyleyenler seçildikten sonra söylediklerinin hiç birinde yok. Unutup gidiyorlar. Oysaki ‘nereden buldun yasası’ çıksa, Türkiye’nin MR’ını iyi çeken bir sistem olsa, kimin neyi nereden bulduğu apaçık ortaya çıkar. Bizim vaadimiz insanları rahata kavuşturmaktı, toplumu zenginleştirmekti, ama elini kaldır indir, sen zenginleş durumu oluyor. Toplumun yaşamında zenginleşen bir şey yok. Bir gecekondu yapıp, iki sıra duvar örüp, başını sokacak bir yer yapan yoksulun önünde durduğumuz gibi, bir zenginin önünde dik duramıyoruz, sert yapamıyoruz, belli güçlerin önünde eğiliyoruz.

Bizim, zengin düşmanı olmadan, Sarıyer’deki yaşamın kalitesini artıracağız, burada yaşayanların hayatına rahatlık ve zenginlik katacağız. Sarıyer sadece yoluna asfalt dökülen, kaldırımına taş dizilen, çöpü dökülen bir yer olmamalı. Sarıyer öyle yönetilmeli ki tıpkı Eskişehir gibi.. Mesela Eskişehir’e deniz geldi deniyor. O denizi getiren de bir insandır, algıdır, anlayıştır. Böyle yöneteceksin.

Ama burada şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; Biz geçen 5 yılda Sarıyer’i CHP olarak AK Parti belediyesinden daha kötü yönetmedik. Başkan Şükrü Genç’in yönetimi geçmiş yönetimden daha iyi oldu, geçmişten daha fazla hizmet verdi.

J“SONRADAN YÜZYÜZE BAKACAĞIMIZ İNSANI KÖTÜLEMEMELİYİZ”

Siyasetçi olarak Şükrü Genç’i anlatmak, tasvir etmek isteseniz neler söylersiniz?

-Ben Şükrü Genç’le ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Siyasi rakip olabiliriz ama öncelikle rahmetli Abbas Amca’nın oğlu olduğu için hakkında konuşmam. Ama Sivas’ta katıldığım şenlikte kürsüden konuşurken ‘Sarıyer’i de yöneten, Anadolu’dan İstanbul’a giden bir Anadolu çocuğudur, Şükrü Genç’tir, bizim ağabeyimizdir’ dedim. Sonuçta benim büyüğümdür. Hayallerimiz denk düşmemiş olabilir ama benim partimin, yaşadığım ilçenin belediye başkanıdır. Bir dönem yan yana omuz omuza mücadele verdik, o günlerin hatırı vardır. Benim, başkasının eksikleri, yanlışları üzerinden siyaset yapan bir anlayışım yok. Rakiplerimi kötülemek yerine kendimi anlatmak, yapmak istediklerimi, projelerimi anlatarak oy almak isterim.

İnsan eleştirmeye kalksa herkes için o kadar çok şey bulur ki ama gerek yok. Şurada elini sıktığımız, beraber yemek yediğimiz bir kişi aday olsa, rekabet yaşasak ve o seçilse, biz onunla artık yüz yüze bakamayacak mıyız? Bu nedenle siyasetçi bile olsa insan birbirinin yüzüne bakamayacak durma gelmemeli. Birbirinden utanmayacak kadar medeni olmalı.

Partinizden siz değil de her kim aday olursa olsun destekler misiniz?

-Elbette desteklerim ama birini candan desteklersiniz, bir diğerini gönülsüz desteklersiniz. Biri için bütün gücünüzü verirsiniz, diğerine sadece oyunuzu veririsiniz. Çünkü insan vebal altında kalır. Çok inanmak gerekir. Ben kendime inandığım kadar bir başkasına inanamam ki. Bir başkasını kendim gibi göremem ki. Ama partili olan herkesin, partinin adayına oy vermesi, onun hakkında kötü bir şey söylememesi en doğalıdır. Ben hem patimizin hem de toplumun kazanmasından yanayım.

“BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ VE AK PARTİ’LİLERLE DAHA SICAK İLİŞKİLER KURULABİLİRDİ”

Bir konuşmanızda ‘Sarıyer Belediyesi ile Büyükşehir Belediyesi’nin ilişkileri bu şekilde olmamalı’ demişsiniz, size göre nasıl olmalı?

-Kesinlikle şu an olduğu gibi olmamalı.

Geçen 5 yıllık belediye yönetiminde Şükrü Genç sürekli AK Parti’liler tarafından engellendiğini, bu yüzden yapmak istediklerini yapamadığını iddia etti, gerçekten de öyle oldu mu?

-Siyasiler farklı anlayışlara sahip oldukları için bazen geleceğe dönük olarak rakibini engelleyebiliyor. Örneğin Büyükşehir Belediyesi farklı parti, Sarıyer başka bir partinin yönetiminde olduğu için zaman zaman engelleme denebilecek davranışlar olabiliyor. Ama gerçekte öyle olmaması lazım. Sonuçta Sarıyer kazanacak, bu ilçede yaşayan vatandaşlar kazanacak. Mesela Sarıyer Belediyesi tarafından Pınar Mahallesi’nde yaptırılan Belediye Hizmet Binası’nın 18 dönümlük arazinin tahsisi konusunda birçok söylemler oldu. Engelleniyor dendi, yaptırılmıyor dendi. Ama o arazinin tahsisi konusunda en büyük etken ben oldum. Neredeyse unutulmuş olan kati tahsis dosyasının evrakını son günde götürüp ben elden verdim.

O süreçte ‘olmasaydı’ denebilecek bazı yaklaşımlar da oldu. ‘Engellediler’ denilen kişilere, yani AK Parti İlçe Başkanı ve belediye meclis üyelerine daha sıcak davranılsaydı, onlarla birlikte ilgili makamlara, kişilere birlikte gidilebilirdi, o zaman işler daha kolaylaşabilirdi.

“SARIYER’İN RANTINA SARIYER’DE YAŞAYANLAR ORTAK OLMALI”

Ayrıca ben olsam Sarıyer’deki cemevi bittiğinde açılış kurdelesini tüm parti başkanlarıyla birlikte keserim. Hatta bunu öneri olarak da götürdüm. ‘Bu konu siyaset malzemesi yapılmasın, herkes destek versin, açılışını da Kadir Topbaş’la Şükrü Genç birlikte yapsın’ dedim. Sarıyer’de belediye hizmet binası, kültür merkezi, evlendirme dairesi yapılacaksa tüm parti yetkilileri el el, kol kola bu hizmet yarışına girerse, toplum kazanır. Ama öncelikle belediye başkanının yapıcı yaklaşması gerekir. Mesela Sarıyer’in bir mülkiyet meselesi var. Sarıyer için hayati bir konu. Bu konuda ‘Sarıyer’i peşkeş çekecekler, buraya el koyacaklar, burada rant var’ derseniz, doğru olmaz. Böyle bir niyet bile olsa, bizim yapacağımız şey böyle davranmak değil. Korku üzerine bir şey inşa etmeyelim. Orada yaşayan insanlarla görüşüp, çekinceleri anlatıp, inandırmak gerekir. Burada yaşayan, yıllarca bu yerin tozunu toprağını yutmuş, birbiriyle kız alıp, kız vermiş, akrabalık bağları oluşmuş insanlar buranın gerçek sahibi olmalı. Ortaya çıkan rantın en büyük paydaşı olmalı.

A“SARIYER İÇİN EL BİLE ÖPERİM”

Ben belediye başkanı olsam, Sarıyer’deki bütün partilerin ilçe başkanlıklarını ziyaret ederim. Bu ilçede yaşayan tüm kesimlerin başkanı olurum. ‘Sen sağcısın, sen solcusun’ deyip, ayrım yapmam. MHP’ye giderim, AK Parti’ye, Saadet Partisi’ne giderim, BBP’ye gider konuşur, çaylarını içerim, hiçbir zaman dışlamam. Sivas Suşehri Belediye Başkanı BBP’li, geçen ay oradayken hep birlikte gidip cami açılışı yaptık. Bizim kimseyle kavgayla gürültüyle işimiz yok. CHP olarak Sarıyer’i yönetirken Büyükşehir’i yöneten anlayışla kavgalı olamayız, kötü olamayız. Sarıyerlilerin geleceği ve Sarıyer’de yaşayanların mutluluğu için gerekirse el bile öpmeliyiz. Bu anlayışla hareket edip, bir sonraki süreçte aday kim olursa olsun, bu ilçeyi problemlerin çözüldüğü, insanların daha huzurlu ve mutlu olduğu bir yer haline getirmek için çabalamalıyız. Alevi-Sünni, Türk-Kürt-Çerkez, gayrimüslim arasında çimento olmalıyız. Bu yaşam zenginliklerini dışlamak yerine bütünleştirmeliyiz. Ben böyle düşünüyor, böyle hareket ediyorum…

-Teşekkür ederim, başarılar dilerim..

1811 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.