logo

“DÜRÜSTLÜKTEN ASLA TAVİZ VERMEM!”

“DÜRÜSTLÜKTEN ASLA TAVİZ VERMEM!”

1930 yılından beri madencilik alanında faaliyet gösteren Akdağlar Grup, zamanla bünyesine inşaat ve asfalt sektörünü de katan ve her geçen gün büyüyen bir şirketler grubu olarak Türkiye’nin önde gelen yatırım şirketleri arasında yer alıyor. Çevreyi koruyan ve iş politikalarını bu doğrultuda şekillendiren Akdağlar Grup, önümüzdeki günlerde kentsel dönüşüm projelerinde yer almayı hedefliyor. Kendisi ve projeleri hakkında bilinmeyenleri VIP Turkey dergisi okuyucularıyla paylaşan Akdağlar Grup Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akdağ ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

mehmetakdag1 "DÜRÜSTLÜKTEN ASLA TAVİZ VERMEM!"Mehmet bey, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

3 kuşaktan beri madencilik alanında faaliyet gösteren Akdağlar Grup’un Yönetim Kurulu Başkanıyım. Şu anda holdingimize, ailemizin 4. kuşağı olan çocuklarımız el atmış bulunuyor. Eşim Hanife hanım ile 35 yıllık mutlu bir evliliğe ve 3 tane erkek evlada sahibiz. Tüm bunların yanı sıra Rizeliler Vakfı’nın ikinci başkanlığını yürütüyorum.

Akdağlar Grup’un faaliyetlerinden bahseder misiniz?

Akdağlar Grup’un ana faaliyet alanı olan madencilik ile yurt içinde ve yurt dışında agrega, nikel, kum, bakır ve taş imalatı yapıyoruz. Osmaniye’de nikel madenimiz var, aslında biz Makedonya’ya da nikel ihracatı yapıyorduk. Orada bütün makinelerimiz ve tesislerimiz yakıldığı için şimdilik yatırım yapmıyoruz, bekliyoruz. Değerli madenlerin fiyatları son zamanlarda oldukça düştü, bu yüzden şimdilik Arnavutluk’ta var olan nikel ve bakır madenlerinden gelecek yatırımları askıya aldık. İstanbul’da mıcır ve kum üretiyoruz, aynı zamanda İstanbul’un asfalt ihtiyacının bir bölümünü de biz karşılıyoruz. Bunun yanı sıra da inşaat ve dış ticaret alanında faaliyet gösteren bir şirketiz. İnşaat sektöründe pek çok önemli projeye imza atmış bir şirket olarak, Akplaza Ofis Kompleksi ile 2015 European Property Awards yarışmasında ‘Türkiye’nin En İyi Ofis Projesi’ ödülüne layık görüldük.

1930 yılından beri, 3 kuşaktır faaliyet gösteren bir şirketler grubusunuz. Peki, sizin Akdağlar Grup’un holdingleşme sürecine ne gibi katkılarınız oldu?

Aslında ben ve kardeşim Eyüp Akdağ, bu sürece katkıda bulunduk. Çünkü, bizim dedemiz de babamız da kireççi ve taşçıydı. Kardeşim ve ben, bu işi ele alınca işimizin kapsamını daha da genişlettik. Ben küçük yaştan beri, yani yaklaşık olarak 45 senedir bu sektörlerde çalışıyorum, keza kardeşim de öyle. Biz, aslında hem alaylıyız, hem de mektepli. Bizim zamanımızda bu sektörde çalışma şartları aynı değildi, biz hepsini tecrübe edinmeye çalıştık. Gerektiği zaman kamyon da, makine de kullandık. Kardeşimle birlikte, emek vererek, adeta tırnaklarımızla kazıyarak bu günlere geldik. Eskiden günde 50 metreküp mıcır kırarken, şu anda 20 bin ton kırıyoruz. Çünkü, şu anda iş, insan gücüyle değil de; makine gücüyle gerçekleşiyor. Dolayısıyla Akdağlar Grup, böylelikle her geçen gün daha da gelişiyor.

Asfalt, beton ve madencilik sektörünün yanı sıra inşaat sektöründe de faaliyet gösteriyorsunuz. Bu sektöre atılmanızın nedeni nedir? Türkiye’deki inşaat sektörünü değerlendirecek olursanız bu bağlamda neler söylebilirsiniz?

Aslında asfalt ve beton sektörü içerisinde yer aldığımızdan dolayı, inşaat sektörüne de kendimizi yakın hissediyorduk. Mıcır, betonun %85 hammadesini içerisinde barındırdığından zaten inşaat sektörünün ucundan tutuyorduk, bari bu işi de yapalım dedik. Başlarda bu sektörde çok iddialı değildik, fakat sonucunda iyi projeler çıkardık ve çıkarmaya da devam ediyoruz. Önümüzdeki günlerde İstanbul’u kentsel dönüşüm uygulamaları bekliyor. İstanbul’un %85’i yıkılacak ve yeniden yapılacak. Biz, bu uygulamaların içinde yer almayı düşünüyoruz. Proje ekibimiz çok güzel projeler geliştiriyor. Fakat, kentsel dönüşüm projelerinde çok fazla yer ile ilgileniyoruz ve çok zorlanıyoruz. İnsanlar da çok büyük beklenti içine giriyorlar. Mesela; sahip olduğu kadar daire istiyor, fakat bizim yapacağımız daire zaten yüksek maliyetler içeriyor. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını anlatmak çok zor oluyor. Bu anlamda henüz başladığımız bir projemiz yok, İnşallah önümüzdeki günlerde yeni projelere başlayacağız.

“İstanbulluları kentsel dönüşüm projeleri bekliyor. Biz de bu kentsel dönüşüm projelerin içerisinde yer alacağız”

86 yıllık geçmişiyle Akdağlar Grup, yaptığı çalışmalar ile çevreyi koruyan ve gözeten bir politika izliyor. Peki, çalışmalarınızda çevreyi korumaya dair neler yapıyorsunuz?

Öncelikle biz, sürdürdüğümüz tüm faaliyetlerde çevreyi, çalışanlarımızı ve toplumu gözetmeyi bir prensip haline getirdik. Ormanlarımızın değerini biliyor ve onlara uygun çalışmalar yürütüyoruz. Aslında madenciler, bunun bilincinde olan en büyük çevrecilerdir. Şimdi ben size biraz taştan bahsedeceğim. Taş; altından çok daha değerli bir şey olmakla birlikte, medeniyeti bizlere getirdiği için ona çok şey borçluyuz. Onun sayesinde yollar, köprüler, binalar yapıldı. Fakat 350 milyon yılda oluşan bir taşında her cinsini kullanamazsınız; kullanılabilmesi için kalker ya da sert kayaçlardan olması lazım. O yüzden taşı bulduğumuz yerde değerlendirmemiz gerekiyor. Bir ağacın ortalama büyüme süresine bakarsak o da 20 yıldır. Sizce medeniyeti bize getiren 350 milyon yıllık taş mı daha değerli, yoksa ağaç mı? Ağaçlarımız da,  önemsiz demiyorum asla. Herkesten çok yeşilliği ve doğayı seven bir insanım. O yüzden madenci olarak boşalttığımız yerde bir çukur oluşuyor, orayı şehir artıklarıyla dolduruyoruz ve tekrardan ağaçlandırıyoruz. Örneğin ben, 5000 tane ağacın kesilmesine neden olduysam yerine 20 bin tane dikiyorum. Takdir edersiniz ki, ülkemizin madenlere de ihtiyacı var ve bu madenler yeşillik olan boş arazinin altında yer alıyor,  bu yüzden ülkemizi bu madenlerden mahrum bırakmıyoruz, aynı zamanda doğayı da koruyoruz. Tabi, bunun için devletten bir sürü izin alıyoruz. Bizim bütün raporlarımız dört dörtlüktür. Bu konuda disiplinli bir şekilde çalıştığımız için, o anlamda eksiklik olması mümkün değildir.

Gelecek günlerde bünyenize katmayı düşündüğünüz yeni bir sektör  var mı?

Aslında turizm sektörüne atılmak, yeni hedeflerimizden bir tanesiydi. Hatta aklımızda otel açmak gibi bir fikir vardı. Fakat şu anda oteller kan ağlıyor. Bu bayram tatili onlara ilaç gibi gelecek. En azından yerli turist açısından otelcilerin yüzünün güleceğini düşünüyorum.

Akdağlar Grup olarak Türkiye’nin önde gelen yatırım şirketleri arasında yer alıyorsunuz. Peki, bu bağlamda yakaladığınız başarınızı neye borçlusunuz?

Çok çalışmaya, dürüst olmaya bağlıyorum. Biz, her zaman yaptığımız işin arkasında durmaya çalıştık ve insanlara yardım etmeyi hiç ihmal etmedik.

Aynı zamanda sosyal sorumluluk projelerine de destek veriyorsunuz. Bağlı bulunduğunuz dernek ya da vakıf var mı?

Rize Vakfı’nın ikinci başkanıyım. Geçen günlerde iftar yemeği verdik ve her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan’da da iftar çadırlarımız ile, oruç tutan vatandaşlarımızın yanında olduk.

İş hayatına dair kesin kurallarınız, olmazsa olmazlarınız var mı?

İş hayatımda dürüstlükten asla taviz vermem. Yalan sevmiyorum ve söyleyeni de asla yanımda çalıştırmıyorum. Her anlamda farklı fikirlere açığım; çünkü akıl akıldan üstündür. İnsanların fikirlerine saygı duyarım. Vazgeçilmezlerim bunlardır.

3 erkek çocuk sahibi bir babasınız. Baba olduğunuzda hayata bakış açınızda ne gibi değişiklikler oldu?

İlk 2 çocuğumda baba olduğumu bile anlamamıştım. İlk çocuğumu 23 yaşında kucağıma aldım. Çocuklarımız oldu fakat ben, şantiyelerde çalıştığım için bir hafta ile 15 gün arasında orada kalıyordum dolayısıyla eve de gidemiyordum. Bu yüzden çocuklarımı sadece hafta sonları görebiliyordum. Üçüncü çocuğum doğduğunda ise 35 yaşındaydım. İşlerimin rahatladığı, ekibimin genişlediği ve büyüdüğü bir döneme denk geldiği için üçüncü çocuğumda gerçek anlamda baba olduğumu anladım. Şimdi ise bir de torun sahibi oldum.

Peki, torun sahibi olmak nasıl bir duygu?

Gerçekten güzel bir duygu. Fakat daha çok küçük olduğu için ben, tam olarak anlayamadım. 4-5 ay sonra daha da hareketlenecek, asıl o zaman torun sahibi olmanın zevkini tadacağız.

Kendinizi nasıl bir baba olarak tanımlarsınız?

Çalışkan, dürüst, şefkatli ve yerine göre otoriter bir babayım. Aslında kendimin iyi bir baba olduğunu düşünüyorum. Çoçuklarıma karşı arkadaş gibi davranan bir babayım.

Çocuklarınızı yetiştirirken en çok nelere dikkat ettiniz?

Onları yetiştirirken en çok alçak gönüllü ve dürüst birer insan olmaları için çabaladım ve çocuklarımı o doğrultuda yetiştirdim. Benim çocuklarım yalan söylemezler, kibirli değillerdir. Benim bu hayatta en sevmediğim şey, insanların kibirli olmasıdır. Bunlara çok dikkat ettim, Allah’a çok şükür. Şimdi işlerin başına geçtiler.

Onlarla birlikte çalışmak nasıl bir duygu?

Ben, onlara yetki verdim. Bunun onlar için büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Ben burada olduğum için hata yapma şansları var. Şu anda hatalarını tolere edebilirim, onlar için büyük bir şans olan bu fırsatı değerlendirsinler.

Kendi babanızdan bahsedecek olursak, babanız nasıl bir babaydı?

Babam; sevilen, sayılan, takdir edilen dürüst bir adamdı. Biz de bayrağı ondan devraldık, devam ettiriyoruz. Dedemiz Hacı Osman Ağa da öyleydi; babamın 18 kardeşi var. Büyük bir aileyiz.

Babanızdan aldığınız en önemli nasihat neydi?

Babamdan aldığım nasihatı ben de çocuklarıma verdim. Babam bana: “Oğlum; dürüst ol, haram yeme.” derdi. Allah nasip etti, kendimin ve çocuklarımın kursağından hiç haram geçirmedim.

Share on Facebook "DÜRÜSTLÜKTEN ASLA TAVİZ VERMEM!" Etiketler: » » » » » » » » » » » » » » » »
Share
8244 Kez Görüntülendi.

Yorum yapabilmek için Giriş yapın.