Ne zaman bu iki kelimenin yan yana getirilerek yöneltildiği soru ile karşılaşsam şaşırırım ve ne diyeceğimi bilemem..
Aslında çok kolay, birinden birini tercih et gitsin.. Ama öyle değil işte.. Eğer yapacağınız tercihin gerisinde bir şeyler varsa, başınıza iş açılabilecek bir durum söz konusuysa, durup bir düşünmeniz gerekiyor. ‘Evet dersem ne olur?’, ‘Hayır dersem ne olur?’ diye..
Ben kişilik olarak genelde her zaman benden bir şey talep edenlere hayır diyemeyen biriyim.. Yeter ki sözleriyle gönlümü okşasın, yüreğimin bam teline dokunsun, canımı veresim gelir.. Birine bir şey vermek, biri için bir şey yapmak beni mutlu eder.. Bu yüzden kimseye hayır diyemem.. Ama son zamanlarda bu konudaki düşüncem ve tavrım değişmeye başladı. Çünkü gördüm ki vermenin sonu, isteyenin de haddi hesabı yok.. Hadi verdiklerimizin, yaptıklarımızın karşılığında bir şey beklemiyoruz, ya iyiliğe karşı kötülük bulma durumu ne oluyor? Zaten birinden bir şey istemek söyle dursun, yardım etmeye çalıştığın insanlar bile sana şüpheyle yaklaşıyor, acaba ardından ne gelecek, bir talebimi olacak diye şüpheyle bakıyorlar..
Bu yüzden benim ‘evet’lerim ‘hayır’a dönüşmeye başladı. Artık kimseye kolay kolay evet demiyorum. Diyeceğim varsa da demiyorum, yapacağım varsa da yapmıyorum. Neme lazım durduk yere boşuna başımı ağrıtacağım.. ‘Hayır’ deyip kestirip attığında kimse seni rahatsız etmiyor bir daha, ama bir evet deyiver, arkası geldikçe geliyor..
Geçenlerde Kadıköy’de eşimle dolaşıyoruz, kaldırımda tanıtım broşürü dağına gençlerden biri elindeki kağıdı uzattı, aldım, yabancı dil kursu veren bir dershaneye ait.. Broşürü aldım ama veren genç yanımızdan ayrılmıyor, bu kez telefon numaramı istedi, ‘Ne yapacaksın?’ diye sordum, ‘Daha geniş bilgi vermek için’ dedi. Yalan, kayıt yapmak için ikna telefonlarına başlayacak sonra.. Zaten bankaların, telefon şirketlerinin zırt pırt gelen mesaj ve telefonlarından bıkmışız.. ‘Gerek yok’ diye cevap verdim ama genç yanımızdan ayrılmıyor, bu kez eşimin tepesi attı, öfkeli bir sesle ‘İstersen hep beraber dolaşalım’ böyle dedi, genç utandı, geride kaldı… Birkaç adım attık bu kez yan taraftan biri eşime elindeki kağıdı uzattı, ‘Sakın alma’ diye uyardım, ‘Zaten almayacaktım’ dedi..
Evet deseydik artık nasıl kurtulurduk ellerinden bilemiyorum..
Bu yaşamdan çok basit bir örnekti, daha neler var neler.. Bu yüzden ‘evet’lerden uzak durup, ‘hayır’lara daha fazla yakınlık göstermeye başladım.. Çünkü yediğim kazık boyumu aşmış durumda. Biliyorum ki ‘evet’ dediğim anda başıma gelmeyen kalmayacak.. Yakamı kurtaramayacağım. ‘Hayır’ ise benim için artık hayırlara vesile oluyor.. En azından ardından ne gelecek, başıma ne çorap örülecek, benden ne istenecek diye düşünmüyorum. Kestirip atıyorum, ‘Hayır, hayır, hayır’….
Bana dünyayı vaat etseler kesinlikle hayır…