Evde sohbet ederken eşim iş dönüşü tanık olduğu bir olayı anlattı.. Onu dinledikten sonra ‘Bunu yazılı hale getir, yayınlayalım’ dedim. Çünkü bazı olayları gazeteci gözüyle gözlemleyip, aktarmak bazen okuyucular veya ilgililer ‘tarafından taraflı yazmış’ veya ‘kasıt var’ gibi değerlendirebiliyor. Ama sade vatandaşın bunu ifade etmesi gerçeklerin olduğu gibi anlaşılmasını sağlıyor. Bu nedenle bu sayıdaki köşeme eşim Elif Dağlı’nın kaleme aldığı yazısını konuk ettim..
-------
“Ne gündü ama. Telefonlar, toplantılar, anlamsız bir koşturmaca. Kulelerin sevimsizliği, samimiyetsizliği. Bir an hiç aksam olmayacak sandım. Neyse ki çıkış saati geldi, günün en mutlu, en huzurlu saati.. Çayırbaşına gelince derin bir ‘oh’ çekiyorum. İçimi bir huzur Kaplıyor, yeşili, denizi bir arada görünce...
Servisimden inip, sahilde denizin kokusunu ciğerlerime çekerek yavaş yavaş yürüdüm. Genelde eve giderken aklımda tek bir soru olur, ‘Bu akşam ne yemek yapsam acaba?’Günün en zor sorusu..
Alışveriş yapmak için markete doğru yürürken tekerlekli sandalyede olan genç bir kız gözüme ilişti. Kaldırımda bir yere takılmış olduğunu gördüm. Hemen yanına gidip, yardım etmek istedim. Tekerlekli sandalyesini hareket ettirmesi için ittim, fakat bir türlü gitmiyordu. Etraftan benim çabamı görüp, gelen birkaç kişinin yardımı ile sonunda tekerleği takıldığı yerden kurtardık. Tam derin bir oh çekmiş, yolumuza devam ederken, bu sefer aynı tekerlekli sandalyedeki kız yolda başka bir yere takıldı. Haydaaaa!... Aynı kurtarma ekibi yine uğraşarak, diğer tarafa geçmesini sağladık. Kız utangaç bir tavırla bizlere tekrar teşekkür etti. Neden utandı ki? Utanması gereken o mu, yoksa bizler miydik? Her yerde afişler var, özürlüler haftası... Bu özürlüler lafını da sevmiyorum. Kim özürlü, onlar mı, onları kaderleriyle baş başa bırakan bizler mi?
Acaba engelli olmak tüm dünyada bu kadar zor mu? Yoksa Türkiye’de mi bu kadar zor? Bir insanın en doğal hakkını elinden alıp, onları evlerine hapsediyoruz. Çalışmalarını, üretken olmalarını engelliyoruz. Onlar mı engelli, yoksa biz mi?
Onların rahat rahat geçebileceği yollar yapmak bu kadar zor mu?.
Kaldırımları, tekerlekli sandalyelerin, engelli arabalarının çıkabileceği şekilde yapmak imkansız mı? Bizler neler yapabiliriz? Belediye neler yapabilir? Ama genelde yaptığımız şey acımak. Hayır, onlar, kendilerine acımamızı istemiyorlar. Bu,onların en nefret ettiği şey. Nasıl mı bu kadar emin konuşuyorum? Ben de geçirdiğim bir ameliyat nedeniyle 7 ay kadar yürüyemedim. O dönemde her şeyi çok iyi anladım. İnsanlar size zavallı gözüyle, acıyarak bakıyor. Bu durum, insanın psikolojisini, yaşama sevincini elinden alıyor. Hayatımın en zor dönemiydi. Çok şükür ki belli bir süreçti, geçti..
Onların istediği sadece bizim gibi otobüse binebilmek, kaldırımları kullanarak dolaşmak istiyorlar. Bizlere ve yetkililere çok iş düşüyor.
Belediye Başkanımızın bir gün tekerlekli sandalyeye binerek, Sarıyer’de dolaşmasını istiyorum. Bu genç kız gibi.. Ömür boyu değil, bir iki saatliğine. Çünkü onlar için bir şeyler yapabilmemizin yolu, onların sorunlarını anlayabilmemizden geçiyor.
Herkese engelsiz günler dilerim...”