Bir işi kaç kişi yapacak, bir sandalyeye kaç kişi oturacak, yoksa bankamatikçiler mi türeyecek, bu belediye nasıl yürüyecek, göreceğiz..
Başkan iş taleplerine nasıl karşı koyacak? Yoksa seçim öncesi yazdığı mektubun gereğini yerine getirip, “Herkesi işe almak istiyoruz ama iş yok, en iyisi siz oy avcılığına çıkın” mı diyecek, göreceğiz..
“Başkanım iş istiyorum işe gelmeden maaş alayım, başkanım iş istiyorum çalışmadan yan gelip yatayım, başkanım iş istiyorum kolumu kaldırmadan imza atayım, başkanım iş istiyorum oyumu sana atayım, başkanım iş istiyorum, vermezsen başına iş olacağım” diyen avantacılar mı kazanacak, göreceğiz..
“Kimseye gebe değilim, kimseye borcum yok, canı isteyen kalır canı isteyen gider, ben yolumu seçmişim kılavuz istemem, dediğim dedik çaldığım düdük davul zurna istemem, ben işimi bilirim ama işe gitmem, atarım tutarım hiçbir dediğimi yapmam, bir gözümü yumar bir kulağımı kaparım, hırsıza sesimi çıkarmaz kendi dünyalığımı yaparım” diyenler mi kazanacak göreceğiz..
“Çalıştık çabaladık bir şey görmedik, helvayı pişirdik bir kaşık yiyemedik, arkamızdan attılar tuttular, yalan riya dedikodu hep ahımızı aldılar bir şey diyemedik, dürüst olduk yalana yenildik” diyenler mi kazanacak göreceğiz..
“Bir kepçe sana üç kepçe bana, bir kese sana iki kese bana, bir dönüm sana on dönüm bana, hanlar sana hamamlar bana, yollar sana köprüler bana, dağlar sana bağlar bana, tarlalar sana ormanlar bana diyenler mi kazanacak göreceğiz..
Göreceğiz dereyi geçmeden paçayı sıvayanları, yabanı koynuna alıp yoldaşını satanları, göreceğiz kuzu sürüsüne kurdu katanları, göreceğiz…
*******
Çalma kapımı çalarlar kapını..
Yıllar önce çalıştığım gazetenin güvenlik görevlisi yanıma gelip, “Abi kapıda üç kişi var, bir muhabirle görüşmek istiyorlar, senin yanına göndereyim mi?” diye sordu. “Kimler miş, ne için gelmişler?” dedim. “İşten mi atılmışlar, dayak mı yemişler tam anlayamadım, istersen göndereyim, kendileri anlatsınlar” dedi.
Üç kişi haber merkezine girdi, masamdan kalkıp onları karşıladım, ellerini sıktım, misafir masasına oturmaları için yer gösterdim. Çay, kahve ikramında bulunurken, “Buyrun sizi dinliyorum” dedim.
Dertleri, o günün gündemde olan olayıydı. Yerel seçim olmuş, merkez ilçenin belediye yönetimi başka bir partiye geçmişti. Kazanan partinin adamları kendilerine kadro açmak için kaybeden parti tarafından işe alınan işçileri tehditle, dayakla istifa ettiriyor, yerlerine kendileri geçiyordu. Olay şehirde büyük yankın uyandırdı, gazeteler haber yaptı ama kimsenin umurunda değil, olay aynen devam ediyordu. Tehdit edilen, dayakla istifaya zorlananlar eylem yaptı, karakola gitti ama dedim ya kimsenin taktığı yok. Sonunda belediyeye yaklaşmaya korkan işçilerden üçü bana kadar gelmişti.
Sordum, ‘Hangi partidensiniz?’, Cevap, ‘B’
Sordum , ‘Sizi döven, istifa etmeniz için tehdit edenler hangi partiden?’, Cevap; ‘A’
Sordum, ‘Peki siz işe nasıl girdiniz?’ Cevap, ‘…!!!…..’
‘Susarsınız tabi’ dedim, Çünkü siz de seçimi kazandığınızda işe girmek için ‘C’ partisinin adamlarına dayak atmış, istifa ettirmiştiniz..
Üçü de başlarını öne eğdi. Bir süre sustuk. Sonra devam ettim;
“Ben mahkeme, avukat, hakim, savcı değilim, gazeteciyim ve yazarsam da tarafsız yazarım. Bu nedenle sizinle ilgili yazacağım haberin başlığı, ‘Etme kuluna gelir yoluna’ olur, dedim.
Hiçbir şey söylemediler, çay için teşekkür edip, gittiler…
Suç onlarda değil… Geçen sadece zaman, değişen bir şey yok. Ha ihale süresi dolmuş işçiler kapıya koyulmuş, ha dayak atılıp, istifa ettirilmiş… Olan her zaman işçiye oluyor…